Kant, Schopenhauer ve Heidegger’in denemeleri bir arada sunulmuş. Başta kafa karıştırıcı gibi görünse de, aslında hepsi aynı şeye işaret ediyor: düşünmek zor ama gerekli.
Schopenhauer, kitap filozoflarını sert bir dille eleştiriyor: “Her okuduğu kitaptan etkilenip, kendi düşüncesini kaybedenler” der gibi. Başkasının fikirleriyle yaşayan, keskinliği kaybolmuş kafalar.
Heidegger ise daha sessiz ama derin bir şekilde rahatsız ediyor: “Biz okunmayan bir işaretiz” ve “bizden kendini geri çeken geri çekilişiyle peşimizden sürükler.” Yani kaçtığını sandığın şey, seni bırakmıyor; düşünmeye çağırıyor.
Kısacası: Bu kitap sadece okumakla bitmiyor, üzerine düşünmek gerekiyor.
Bir çağı aydınlatmak yavaş ve zahmetli bir iş; dış engeller var ama asıl zorluk, insanların kendi isteksizliğinde, tembelliğinde.
Kolay olanı seçmek, alışkanlıklara sığınmak, “biri düşünsün ben de uyarım” demek daha rahat gelir. Düşünmeye karşı isteksizlik, sadece kişisel bir eksiklik değil, çoğu zaman farkına bile varmadan, bizi peşinden sürükleyen bir yük haline gelir.