Keşke ben de kendi kütüphaneme gidebilseydim. Gerçi benimki eski bir plak dükkânı mı olurdu yoksa bir resim sergisi mi olurdu, bilemedim. Paralel evrenlere gidebildiği, merak ettiği o hayatlarda kendini görebildiği bir yolcu olmak herkese iyi gelirdi.
Mükemmel bir hayat yok; bunu bilmek için evren evren gezmeye gerek yok. Ama insan merak ediyor: Ne olurdu, nasıl olurdu? Ya da neden olmadı? Hayatta hepimiz kararlar alıyoruz. O an doğru gelen şey, seneler sonra çok yanlış gelebiliyor. Bazen hayat yüzümüze bir tokat gibi vuruyor. Bazen aradığımız belamızı fark etmeden buluyoruz.
En çok ilgimi çeken kısım “Pişmanlıklar Kitabı” oldu sanırım. Herkesin o kadar çok pişmanlığı vardır ki… Bazı insanlar var; geçmişle hiçbir bağı yokmuş gibi yaşayan ya da pişmanlığını iki gün yaşayıp sonra kalkıp devam eden… Ben hiçbir zaman bu kadar güçlü olmadım. Ya da bunun adı güçlü olmak mı, içine atmak mı bilemiyorum. Her zaman “İçimde kalmasın.” mantığıyla hareket ettim. “Ya pişman olursam?” diye… Ama pişmanlıklar bir yerden yine çıkıp hayatımızda yerini alıyor. Kitapta da bahsedildiği gibi, aslında ne yaparsak yapalım bazı şeylerin olacağı baştan belli oluyor. Bizim hatamız olmayan şeyler de var ve belki bu yüzden kendimize fazla yüklenmemeliyiz.
Kitabı okuduktan sonra bakış açım bir tık değişse de hayatla savaşım bitmedi. “Keşkelerim” azaldı ama… Çünkü keşkeler sadece insanı üzüyor. “Keşke şurada doğsaydım, keşke şu okula gitseydim, keşke şöyle yapsaydım”larla hayat geçmiyor gerçekten.
Hiç pozitif biri değilim; yapım böyle değil. Ama insanın sahip olduğu hayat çok değerli gerçekten. Sevdiğiniz insanlara sıkı sıkı sarılın ama hiçbir şey de sizden değerli değil, unutmayın. Tercihlerinizin arkasında durun, çok canınız yansa da. Zaten biraz da su akar, yolunu bulur sanırım.
Güzel kitaptı
Varoluşçuluk ve absurdizimin amentüsü olan bu kitapta yazar, toplumun, ailenin, genelin ve daha açık bir ifadeyle vasatın; birbirine çok benzeyen, nedensellikten uzak, sadece taklit ve toplum baskısını hafifletmek ya da onay kazanmak için insanlığa dayattığı, her hareketi, her duyguyu, her tepkiyi sade sakin ve sessiz tavrıyla ayakları altında eziyor. Bunu yaparken tabiki de toplumdan zayıf ve azınlık olan meursault'un boynu giyotini tatmaya mecbur kalıyor.
Zaten hep öyle değil mi, kendinden olmayan kim varsa ya hain, ya kalpsiz, ya terörist, ya kâfir ve sonunda ya yağlı ilmek ya dört duvar ya da dışlanmış hâlde sonsuz bir yalnızlık önümüze atılan kabul edilmiş çaresizlik.
Boğuluyorum sayın okuyucu, nefes alıyorum ama boğuluyorum anlıyor musun?
Ayaklarımın altında ki yer kayıyor,
Üzerimde ki gökyüzü basık ve güneşsiz,
Aldığım nefes ağır, suyun içinde nefes alıyorum sanki ciğerlerim garabetle doluyor.
İnsan bu kadar yavaş ölmemeli,
ölürken hayat sadece zorunluluklar için devam etmemeli,
Ya bitmeli ya da böyle gitmemeli...
Anlıyor musun sayın okuyucu?
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Aristokrat kitabının yorumu ile geldim.Başlarda kitabı sevecek gibi oldum sonra ortalama kalacağını düşünürken son sayfalardan beni delirttiği için bu kadar düşük verdim.
Konusu kısaca,Leo İngiliz bir aristokrat.Ailenin tek oğlu olduğu için ailesinin uygun gördüğü biriyle evlenip soyunu devam ettirmesi gerekiyor.Bu hayata geçmeden önce kendine 6 ay bir tatil veriyor ve yolu Amerika’ya düşüyor .Geldiği sahil kasabasında komşusu Felicity ile tanışıyor.İlişkilerinin en başından beri biteceğini bildikleri halde birbirlerine karşı koyamazlar.İkilinin yaşadıklarını okuyoruz.
Kitaba başlamadan önce çok farklı bir konu hayal etmiştim.Hani Londra sosyetesi ve istenmeyen gelin gibi bir şeyler olacak diye düşünürken bu tarz olaylar çok az yer kaplıyordu.Kitabın çoğu Amerika ‘da geçiyor zaten.O kısımları da çok sevemedim çünkü neredeyse hemen aşık oldular birbirlerine.Tamam Leo’nun çevresindeki kadınlar onun statüsünden sebep niyetleri hep başkaymış ama Felicity’te de öyle aham şaham bir şey yoktu ,ne oldu da körkütük aşık oldu bilmiyorum .Neyse bu kısımlar sıkıcıydı zaten sonra kaçınılmaz olan oldu yazı birlikte geçirdiler.
Spoiler!!!
Bu kısımlar spoi içeriyor artık.Sonra Leo dönerken ona gel dedi,Felicity gitmedi hayatlarına baktılar derken aradan 5 yıl geçiyor.Felicty bir mektup alıyor Leo’dan.Yakında düğünün olacağını,ve bir şeyler hissediyorsa Londra’ya gelmesini söylüyor.Felicity de gidiyor .Tamam dedim çok cringe kesin düğün iptal olacak bunlar da mutlu mesut devam edecekler.Yok ne olsa beğenirsiniz,meğer Felicity mektubu yanlış okumuş tarih 2 yıl önceye aitmiş (mektup eski oturduğu eve geldiği için eline geç ulaşmış)Bir bakıyoruz ki Leo evlenmiş.Tamam dedim başka şeyler olacak Felicity geri dönecek ,yok Leo karısının yanında yapıştı buna resmen.Onunla görüştü ve
AristokratPenelope Ward · Yabancı Yayınları · 2025149 okunma
Sayfa 122. Güzel başladı ama şuan çok zorlanıyorum. İki sayfa okuyup elimden bırakıyorum bir daha ertesi gün alabiliyorum. Yine iki sayfa ve bırakıyorum. Bir şey olsun diye bekliyorum.
Merhabalar, ben Sülde Yine bir incelemeyle buradayım. Yazarın çıkan olaylarından sonra kitabın gerçekten nasıl bir şey olduğunu anlamak adına ilk işim kitabı edinmek oldu. Çıkan olaylardan ayrı olarak hiçbir önyargı beslemeden kitabı okudum. Aslında okumadan önce düşüncem ithafı ve İkbal Uzuner'in adını kullanmasıyla kitabın sonundaki olayın çelişkisini en çok eleştireceğim yer olacağı yönündeydi ama kitabı okurken böyle olmayacağını net bir şekilde gördüm. İncelemelerim SPOILER a.k.a SÜRPRİZ BOZAN içerir daima. Bunu bilerek lütfen bu incelemeyi okuyun.
Kitap Yerme Geceleri formatında kitabı 3 SAAT BOYUNCA eleştirdiğim podcast'e ulaşmak için linke tıkaynız: youtube.com/watch?v=AxC7GU1...
Şimdi geçelim kitaba.
1) Tanrı Hiçlikten Var Etmeyi Unutmuş
Kitabın, bunun doğrultusunda yazarın betimle yapmak gibi bir problemi mevcut. Yazar size yarattığı karakterleri, karakterlerin gittiği yerleri, karakterlerin yaşadığı mekânları, kısacası hiçbir şeyi betimlemiyor. İkbal hakkında bildiğim tek şey psikolog olduğu. Kaplan Giray'la ilgili bildiğim şeyler sadece yeşil gözlü, kaslı, yapılı ve uzun boylu olduğu. Bu insanlar neye benziyor bilmiyorum. İkbal'in arkadaş grubunun olduğu sahnelerde yazar "Evet.' dedi Feride." yazmasa kızları birbirinden ayırt etmemin bir yolu yok çünkü yazar size hiçbirini tanıtmıyor. Görünüşleri nedir, bu karakterlerin tavırları nedir, nerede yaşıyorlar, nereye gidiyorlar gibi birçok şey boşlukta süzülüyor. Daha sonrasında işin içine Kaplan Giray'ın ekipten arkadaşları girdiğinde yazar sizlere onları da tanıtmıyor. Dört daha ılıman ve psikoloji seven, Yedi ekip lideri ve mantıkcı, Sekiz teknolojiyle ilgilenen nerd, Aras (Kaplan Giray) Börü Turan'ın yandan çakması. Kitap altındaki notlardan anladığım kadarıyla diğer karakterlerin de
MustafaKemal'ingeçerkenuğradığıcephe(!), çanakkale ..
okumuş olduğum kitap mehmet niyazinin (yazarın adı mehmet değil, mehmed, farkındayım.. el alışkanlığı sebepli kendisinden yazım boyunca yeri geldiğinde mehmet niyazi şeklinde bahsedeceğim..) yedi yıllık bir çalışma, okuma, sonrası yazdığı bir çanakkale romanı.. kendisi bu romanın ortaya çıkış sürecini şöyle dile getirir; 'aslında benim tarihi olayları yazmak gibi bir niyetim yoktu. 70li yıllarda bir program için almanyaya gitmiştim. yaşlı bir prof. yanıma geldi. 'genç, bu çanakkale savaşını bir daha yapabilir misiniz?' dedi. ben tabi çok şaşırdım, ama 'yapabiliriz.' dedim. almanyaya gittiğim zaman bana hep 'çanakkaleyi anlat.' diyorlardı. ben de onların çanakkale hakkında ne yazdıklarını merak edip kütüphanelerine gittim. almanya kütüphanelerinde çanakkaleyle ilgili 700 küsur kitap buldum. sonra beyazıt devlet kütüphanesine geldim. orada ise çanakkale hakkında o zamanlar sadece 23 kitap vardı. biraz araştırdım, okudum. bir gün beyazıt kütüphanesinde araştırma yaparken, Osman Selim Kocahanoğlu diye biri geldi kütüphaneye. bana orada ne işim olduğunu sordu. 'çanakkale hakkında bir kitap yazmak istiyorum, ama altından kalkabilir miyim bilemiyorum.' dedim. 'çanakkalede ne var, gavurlar bize hücum etti, askerlerimizi görüp çekip gittiler.' dedi. bunu söyleyen de üniversite mezunu biri. 'sen bunu söylüyorsan, bunu yazmak üzerime farz oldu. dedim ve yazmaya başladım. çanakkaleyi ciddiye almıyorlardı. çünkü orada ne olduğunu bilmiyorlardı.'
şimdi de bu düşünceden hareketle yazılmış romanın içeriğine bakalım biraz..
Mehmed Niyazi nin yazdığı Çanakkale Mahşeri adlı kitap çanakkale savaşının başladığı ilk zamandan (kasım 1914) itilaf devletlerinin çekildiği zaman (ocak 1916) aralığını kapsayan bir roman..
bu da haliyle