Cemil Meriç, diyalektiği bir metot olarak uygulayan 'serazat' bir düşünür; sonunda titreyip kendine/yuvaya dönmüş, hidayete ermiş, hak yolunu bulmuş eski bir Marksist; Batı'yı tanıdığı ölçüde, ışığın ancak Doğu'dan gelebileceğinin farkına varmış eski bir batıcı; Doğu ile Batı ve/veya 'muhteşem bir mazi' ile 'muhteşem bir istikbal'i birbirlerine bağlamanın yılmaz misyoneri, Avrasya idealinin öncüsü veya Cemil Meriççiliğin babası; müzik zevk ve anlayışından dil ve din konusundaki görüş ve tavırlarına kadar Türk-İslam sentezinin ete kemiğe bürünmüş prototipi, son ve mükemmel Osmanlı veya bu temelde.komple ve sistematik bir düşünür; derin inanç sahibi modem bir mistik; komple ve sistematik bir düşünür; post-modernizmin ilk yerli ve öncü temsilcisi; otodidakt ve malumatfuruş bir lise/Fransızca hocası...
Kendisi hakkında bu kadar çok çeşitli ve birbirine zıt/birbirinden uzak tanımlamalar getirilen başka birisi herhalde çok az bulunur. Ancak, her şeyden önce şunu söyleyelim ki, Cemil Meriç belirli bir anda bir şey söylüyorsa, o an itibariyle, o, doğruluğundan emin olduğu şeydir; yani "başka türlüsü de olur, doğru çeşit çeşittir, herkese göre değişir" demez; kısacası, postmodernizmden izler taşıyor olmak, Cemil Meriç'e yakıştırılabilecek en son şeydir. Tam tersine Cemil Meriç, 'tam ve mutlak olan'ın peşindedir ve bu öylesine tutarlı, istikrarlı ve kararlı bir peşindeliktir ki, paradoksal bir biçimde, kendisine tutarsız dedirtecek her şeyin kaynağında da işte bu 'tam ve mutlak olan'ı arayış yatar. Cemil Meriç, hiçbir yazısını, öyle bir iki defada yazmak ne kelime, elinden çıkıp da yayıncıya gidene kadar en az beş on defa elden geçirdikten sonra bitirebilen; ama bir defa yayınlandıktan sonra da o hâliyle bırakmayıp, mutlaka yeniden yeniden ele alan, değiştiren düzelten