Bu uzun ve yorucu maratonu bitirdiğim için mutluyum. Öncelikle kitabın dili çok ağır daha doğrusu akıcı değil, çok uzun sürdü bitirmem özellikle içinde bilmediğim kelimeler vardı hele bir de şarkılar bölümü vardı ki sabır sınamalık! Hukuk fakültesine başlayacağım için sabrettim çünkü dili bundan daha ağır olan içerikleri okuyacağım. Yazarın günümüze hitap etmesini sevdim, geçmişe de hitap ediyor, bütün insanlığın ortak problemlerini ele almış, 500 yıl önce de 500 yıl sonra da şu anda aynı problemleri yaşıyoruz. İnsanlarla iletişim kurmak, anlaşabilmek, ortama ayak uydurmak çok zor. Ben her gün formayla okula giden bir öğrenci olduğum ve gittiğim okul, bölgenin sayılı okullarından olduğu halde çevremdeki soytarılardan laf yedim. Tabii dişli bir rakip olduğum için bertaraf ettim hepsini ama bunların yaşanıyor olması, ülkemizin gelişmişlik seviyesini gösteriyor ya da kız kardeşimin tarih öğretmeninin, kardeşimi kıskanıp her ders ona takılması gibi… Bu kitapta da yaşadıklarımızın yetişkin versiyonu verilmiş, Türkiye bu saçmalıklar devam ettiği sürece değişmeyecek. İnsanlar, çevrelerindekine laf yetiştirmek yerine kendilerini geliştirmeliler; kitapta da bundan sıkça bahsedilmiş.
Kitaptan alıntılar:
“Ben, sadece namuslu olmakla öğünen kişiyi adamdan saymıyorum; toplumu iyiye, güzele götürmek için kendi gibi namuslu insanlarla birlikte bir çaba harcamamışsa, çevresindeki uygunsuz gidişe başkaldırmamışsa, o kişi namussuzdur benim için.” (sf. 98)
“Kitaplara ithaflar yazmak, beğenilen satırların altını çizmek, sayfaların kenarına düşüncelerini yazmak Selim’e, kendini ele vermek, insanların ortasında çırıl çıplak kalmak gibi geliyordu. İnsanların kitaplara bir takım çizgiler çizmeye, kelimeler yazmaya hakkı yoktu. Herkesin düşünebileceği satırları yazmak saçmaydı. Her insanın