"Küçük ejderha Christopher'ı sırtından itti ancak pek etkisi olmadı. Büyük ejderha kendince hafifçe itti ama öyle bir kuvveti vardı ki Christopher neredeyse suya uçuyordu."
Büyük olsun küçük olsun; daha önce hiçbir ejderhayla karşılaşmamış, hatta varlığından bile haberi olmamış olan Christopher'ın onlarla arasındaki ilişkinin yukarıdaki alıntıda okuduğunuz arkadaşlığa dönüştüğü ana kadar başından neler geçti neler...
"Bu yolculuk asla onsuz yapamayacağı bir parçasını kopardı. Onu rahat bırakın."
Christopher, nereye gitse etraftaki bütün hayvanları tuhaf bir şekilde çevresinde toplamayı beceriyordu ama dedesinin evinin hemen yukarısındaki gölün ötesinde saklanan, insanların bilmediği, haritaların göstermediği, gizemli ve büyülü bir dünyanın muhafızlığını yapan bir ailenin mensubu olduğunu asla bilmiyordu. Öğrendiğindeyse o büyülü dünya sanki bu anı bekliyormuş gibi onu kendisine çekip; bilinmezlikler, tehlikeler, dostluklar, mucizeler ve imkansız yaratıklarla dolu uzun bir yolculuğun, adrenalin dolu bir maceranın içine bırakıverdi.
***
İmkansız Yaratıkları okurken bir yandan da incelemesinde karakterlerle duygusal bir bağ kuramadığım hakkında bir şeyler yazmayı planlıyordum aslında ama kitabın son sayfalarına doğru bu fikrim tamamen değişti çünkü giderek daha çok duygusallaşmaya başladığımı fark ettim. Christopher, Malu, Nighthand, Irian, Gelifen, Ratwin ve hatta Jacques; her birini okumak ayrı bir keyifti benim için. Hepsini de ayrı ayrı çok sevdim, hepsinin hikayeye kattığı enerjiyi çok ama çok beğendim.
Ayrıca değinmek istiyorum ki; kitabın tasarımı ne kadar özenliyse içeriği de o kadar özenliymiş gerçekten. Herkese okuması için samimiyetle öneriyorum İmkansız Yaratıklar'ı.
Ben gerçekten bu tarz kitapların okuruyum. Çok başarılı, harika kitaplar okudum.