Kitaplar ve sohbetler aracılığıyla her gün "birkaç yeni fikir tomarıyla" beslenmeye özen gösterir, daha üst düzeyde bir yoğunlaşma için kendini doldurur, heyecanlandırır, gerer ve dizginler; hiç durmadan zekâsını keskinleştirir, hiç durmadan duygularını yumuşatır.
Kendini geliştirmenin bu bilgece ve ince tekniği sayesinde Stendhal hem entelektüel hem de duygusal bakımdan ruhsal duyarlığın olağandışı mertebelerine erişir. Dünya edebiyatında benzer biçimde ince duyarlıklı, aynı zamanda keskin zekâlı bir duyu merkezi, su gibi duru, su gibi soğuk bir mantıkla bu denli ince tenli, sinirleri titreten bir tensellik bulabilmek için onlarca yıl geriye gitmek gerekir. Fakat sinir uçlarını derinin hemen altında bu denli hassas ve titreşir halde, bu denli bilinçli ve şehvetli bir biçimde durması cezasız kalmaz elbette; incelik daima kolay incinebilirlik getirir ve sanat için lütuf olan şey, sanatçı için hayati bir soruna dönüşür. Stendhal'in bu üstün biçimde organize kişiliği, etrafındaki dünyadan çok çeker, sulugözlü ve patetik çağının içinde çok yabancı kalır ve çok sıkılır! Böylesine entelektüel bir incelik her düşüncesizliği hakaret olarak algılar, böylesi romantik bir ruh her tür duyarsızlığı, vasatlığın hantal ahlakını birer kâbus olarak hisseder; masaldaki prensesin yüz şilteye rağmen yorganın altındaki bezelye tanesini fark ettiği gibi Stendhal de her yalan kelimeyi, her sahte ifadeyi acıyla duyumsar. Sahte romantik her şey, her hantalca abartı, korkakça geçiştirilen her şey, bilge içgüdüsünde çürük dişe soğuk su gibi bir etki yaratır. Zira dürüstlüğe ve doğallığa karşı hem hipertrofik hem de basiretli duyguları, uzman zekâsı, duyduğu her yeni şeyde, çok fazla ile çok az karşısında aynı derecede acı çeker —“mes bêtes d'aversion, ce sont le vulgaire et l'affectée" (nefret