Fırtınaların şiddeti, havanın dehşeti sizleri sarsmasın, korkutmasın. Bu mübarek mezraaya en mübarek ve nuranî ve verimli ve bereketli olan Nur tohumlarını ekiniz.
Benim çocukluğumun belli başlı imtiyazı hürriyetti. Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman manasını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye bir sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evliliğimiz artık sabah kahvaltıda hiç kimsenin yemediği çilek reçeli haline gelmişti. Her sabah kurumuş, içi sönük siyah zeytinle oraya konuluyordu, bakınca tadı da güzeldi ama kimse dokunmuyordu. İndirimden alınmış çilek reçeli o çirkin plastik kahvaltılık kabının içinde duruyordu. Çileğin bir tarafı kurumuştu, içinde kuru minik ekmek parçası vardı, o kırıntı bile artık kimsenin umurunda değildi. Her sabah gözümüz o kırıntıyı görüyor ama yine de çıkarmıyorduk. Reçel ne atılacak durumdaydı ne yenecek. Orda öylece bekliyordu, evliliğimiz gibi...
Hayat böyledir, ne zaman ne olacağını önceden hiçbirimiz bilemiyoruz. Zamanında beğenmediğimiz, hatta olmadık nedenlerle kırdığımız insanlara hayat yeniden, beklenmedik bir biçimde karşımıza çıkarır. Geçmişte yaptığımız hataları yüzümüze vurur gibi, bu sefer ona muhtaç eder bize.
Genellikle, içimizdeki zalimin sesi bize ait değildir, zaman içinde korkuyla ve dile dökülmemiş öfkemizle çarpıtılmış ve yoğunlaştırılmış, bir ebeveynin içe yansırılan sesidir. Bu ses yargılayıcı , eleştirel, küstah ve acımasızdır. İnsani sınırlılıklara, hatalara, kusurlara ve zayıflıklara tahammülü yoktur. Bazen çelişkilidir, bizi hareketlerimizi zapt etmeye sevkeder, sonra da kendimizi geri çektiğimiz için bizi suçlar.