Puan vermedi·264 syf.·
2026 410. kitabı
. insanların maskenin ardındaki gerçek sizi görmesinden ve yargılayacaklarından korktuğunuz için kendinizi sosyal ilişkilerden bütünüyle geri çekersiniz. Kendinizi zayıf yönlerinizle tanımlamaya başlarsınız. Benliğinizin gerçekten kusurlu olduğunu düşünür ve insanların gerçek sizi gördüklerinde sizi hoyratça reddedexeğini varsaymaya başlarsınız." Richard C. Schwartz kendimizi anlama ve kendimizle ilişki kurma konusunda devrim niteliğinde bir paradigma öğretiyor; bizi içsel uyuma getiren, özşefkati artıran ve ruhsal uyanışın kapılarını açan bir yöntem. İçsel Aile Sistemleri (IFS) terapisi ve insan olarak her birimizin acı ve hayal kırıklığıyla mücadele edebilmek adına aşırı rollere bürünmeye zorlanmış kıymetli parçalar içerdiği anlayışı, travma terapisi alanında yaşanan en büyük gelişmelerden biridir.. "Sıklıkla görürüz ki, bir duygu ya da düşünceden ne kadar çok kurtulmaya çabalarsak, o duygu ya da düşünce aynı oranda güçlenir." S:28 Bu parçaların hayatta kalmamızda oynadıkları rolleri anlamak ve kök travmalarının yükünden kurtulmayı başarmak kişiyi içsel uyuma ve özşefkate götürür. Varlığımızın tüm parçalarını kucaklama anlayışı gerçek manada bir devrimdir ve özkabule, özliderliğe uzanan yolun önünü alabildiğine açar. IFS, etkili ve sonuçları/etkisi kalıcı olacak travma terapilerinin mihenk taşlarından biridir. Bozuk Parçan Yok İlişkilerimizdeki engellerin çoğu, bir başkasının davranışının içsel sistemlerimizde yaratacağı karmaşadan korkmamızdır. S:210
Araştırma-İnceleme
Bozuk Parçan YokRichard C. Schwartz · Okuyan Us · 202241 okunma
Görünen ve görünenin şeyleri
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 16:54
Bu Bir Pipo Değildir yalnızca küçük bir sanat incelemesi değildir; dilin, gerçeğin ve insan zihninin nasıl kurulduğunu sorgulayan ince ama sarsıcı bir metindir. Ve merkezinde, René Magritte’in o meşhur cümlesi vardır: “Bu bir pipo değildir.” İlk bakışta cümle anlamsız görünür. Çünkü gözümüz açıkça bir pipo görmektedir. Ama Magritte tam da insan zihninin bu alışkanlığına saldırır: Görmekle bilmenin aynı şey olmadığını söyler. Karşımızdaki nesne gerçek bir pipo değildir; yalnızca onun temsilidir. İnsan ise hayatı çoğu zaman temsiller üzerinden yaşar. Aşkı, kimliği, devleti, dini, özgürlüğü… Hepsini doğrudan değil; imgeler, kelimeler ve anlamlar aracılığıyla deneyimler. Foucault burada yalnızca bir tabloyu yorumlamaz. O, modern insanın hakikatle ilişkisini parçalar. Çünkü ona göre gerçeklik dediğimiz şey bile çoğu zaman dil tarafından kurulmuştur. İnsan bir kelimeyi tekrar ettikçe, ona inanır. Bir toplumsal düzeni sürekli gördükçe onu “doğal” sanır. Böylece iktidar yalnızca yasalarla değil, imgelerle de çalışır. Sanat açısından bakıldığında Magritte’in yaptığı şey bir devrimdir. Çünkü klasik resim, gerçeği taklit etmeye çalışırken; Magritte resmin yalan söyleyebileceğini gösterir. Bu yüzden sürrealizm yalnızca düşleri anlatan bir akım değildir. Aynı zamanda aklın güvenilirliğine duyulan şüphedir. Görülen şeyin ardında görünmeyeni arama çabasıdır. Psikolojik olarak eser çok daha derin bir yere dokunur: İnsan zihni sembollerle yaşar. Çocuklukta bir ev resmi yalnızca ev değildir; güvenliktir. Bir yüz yalnızca yüz değildir; geçmişin yankısıdır. Bu yüzden Magritte’in piposu bizi rahatsız eder. Çünkü zihnimiz görüntü ile gerçeği birleştirmeye alışmıştır. O ise aradaki bağı koparır. Edebiyat tarafında ise kitap, Borges’in aynalarını, Kafka’nın yabancılaşmasını ve Beckett’ın
Bu Bir Pipo DeğildirMichel Foucault · Yapı Kredi Yayınları · 20251,627 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 132. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 01:02
"SAKARYA MİTİ" "Tek bir ağaç gölgesi olmayan, bir avuç suya hasret çekilen, bir kaşık sıcak yemek yemeden, bu kavurucu yaz sıcağında, gece gündüz sekiz gün boğuşmasına rağmen Türk askerinde henüz bir çözülme emaresi yoktu." 22 gün 22 gece... Bu süre, dünya savaş tarihinin en uzun meydan muharebelerinden birine sahne oldu . 23 Ağustos 1921'de başlayan ve 13 Eylül 1921'de sona eren Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin "ya istiklal ya ölüm" parolasını tüm dünyaya haykırdığı anların adıdır. Bugün Sakarya denildiğinde, sadece bir nehir, sadece bir coğrafya anlaşılmasın. Sakarya, bir milletin yeniden dirilişinin adıdır. Zor zamanlar... İnsanın içini kemiren, ufku karartan o anlar. Öfkeli rüzgârların, barut kokusunun ve nihayetinde şafak güneşinin adıdır. Bu topraklar, ölümle kalımın burun buruna geldiği, kaderin saatlerini belirleyen o mukaddes köprüdür. Havasında ölüm kokusuyla barut kokusu iç içe geçmiştir. Ve en sonunda, bütün o karanlığı yırtan bir şafak güneşi vardır. Emekli bir komutanın disipliniyle yazılmış, ancak bir romancının hassasiyetiyle akıp giden eser, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en kırılgan anına ışık tutuyor. Başkomutan Mustafa Kemal, 27 Eylül 1921’de, Alagöz Karargâhı’ndan Batı Cephesi Ordusu’na şu emri verdiğinde, aslında bir çağın kaderini yazıyordu: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır! Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” Bu sözler, bildiğimiz savunma anlayışını yıkan bir devrimdir. Artık çizgilerle belirlenmiş siperler yoktur. Artık “buraya kadar düşman, ötesi bize” diyecek bir harita çizgisi kalmamıştır. Savunulacak olan şey, bütün vatandır. Her karış toprak, üzerine düşen her damla kana kadar kutsaldır. Kitapta önemli bir yer tutan konulardan biri de Mustafa Kemal'in Sakarya
Edebiyat
Sakarya MitiOsman Pamukoğlu · İnkılap Kitabevi · 013 okunma
8/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 102. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Kaan Koç kaleminden Aynadaki Adamı Yen kitabının yorumu ile geldim Mayıs ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 134 sayfalık bir kitap •Bazen kendimizi koca bir dünyada tek başınaymışız gibi hissederiz ama yazar diyor ki ; bu sadece senin algın. Aslında çevremizde her gün bize sunulan irili ufaklı o kadar çok destek var ki; ailemiz, dostlarımız, hatta sahip olduğumuz imkanlar. Tüm bunları görmezden gelmek kendimize yaptığımız en büyük haksızlık. Şikayet etmeyi bırakıp sahip olduklarımıza şükrettiğimiz o an, ruhsal güçlenmenin en sessiz ama en etkili adımını atmış oluyoruz. •Şunu hiç unutmamak gerek kimse sizi desteklemek zorunda değil, ama siz kendi yolunuzda uzmanlaştıkça o destek zaten kendiliğinden size doğru akıyor. •Kitapta beni en çok etkileyen benzetmelerden biri şuydu; istenmeyen yerde fikir sunmak, taşmış bir bardağa su eklemeye benzer; boşuna ve yorucudur. Eğer fikirleriniz duyulmuyor ya da küçümseniyorsa, sorun sizin fikirlerinizde değil; karşı tarafın dar bakış açısındadır. Değerinizin bilinmediği yerde durmamak, kendinize dönüp kendiniz için üretmek en büyük devrimdir. •Sahi, başarı nedir? Kitapta harika bir tanım var: Başarı başkalarının size biçtiği bir elbise değil, tam üzerinize oturan kendi kıyafetinizdir. Eğer çok para kazanma hırsı kim olduğunuzu unutturuyorsa, o artık iyi bir hedef değildir. Başkasının gölgesinde büyük hayaller peşinde koşmaktansa, kendi küçük hayallerinizle maksimum mutluluğu yakalamak çok daha mümkün. •Gelelim en zor ama en ödüllü savaşa içimizdeki o sabotajcıyı susturmak. Bu bir gecelik bir iş değil; her şefkatli yaklaşımımızla, her mantıklı cevabımızla aynadaki adamı biraz daha özgürleştiriyoruz. •Aynadaki adamı yenmek her gün yeniden verdiğimiz bir mücadele. Bazı günler kolay, bazı günler çok zor... Ama
Aynadaki Adamı YenKaan Koç · Zet Yayınları · 202621 okunma
RAMAZAN; Ruhun Derinliklerine Bir Yolculuk
Puan vermedi·327 syf.··
2026 120. kitabı
Ramazan, zamanın akışında bir durak, insan ruhunda bir devrimdir. Oruç, bu mübarek ayın yalnızca bir ritüeli değil, aynı zamanda bir varoluşsal deneyimdir; bedenin suskunluğuyla ruhun konuşmaya başladığı, insanın kendi özüne döndüğü kutsal bir süreçtir. Bu ay, gökyüzünden inen bir rahmet, yeryüzünde filizlenen bir merhamettir. Peki, Ramazan orucunun anlamı ve önemi nereden gelir? Bu sorunun cevabı, hem bireyin iç dünyasında hem de insanlığın kolektif bilincinde saklıdır. Orucun Anlamı: Bir Varlık Sınavı ve Manevi Uyanış Ramazan orucu, ilk bakışta bir vazgeçiş gibi görünür: Yemekten, içmekten, dünyevi arzuların peşinden koşmaktan vazgeçiş. Ancak bu vazgeçiş, gerçekte bir kazanımın kapısını aralar. Oruç, insanı kendi sınırlarıyla yüzleştirir; açlık ve susuzluk, bedenin kırılganlığını hatırlatırken, iradenin gücünü ortaya çıkarır. Bu, bir varlık sınavıdır; insan, ne kadar zayıf olduğunu fark ederken, aynı anda ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını keşfeder. Oruç, nefsin zincirlerini kırmak için bir araçtır. Günümüz dünyasında, tüketim ve haz odaklı bir yaşam, insanı kendi ruhundan uzaklaştırmıştır. Ramazan, bu zincirleri sorgulama ve kırma fırsatı sunar. Yemekten içmekten uzak durmak, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda bir irade beyanıdır: “Ben, arzularımın esiri değilim; ben, ruhumun efendisiyim.” Bu bilinç, insanı Allah’a yaklaştırır; çünkü oruç, bir kulun Rabbine sunduğu en saf niyetlerden biridir. Kimse oruç tutanı göremez, bu ibadet yalnızca Allah ile kul arasındadır. İşte bu gizlilik, orucun samimiyetini ve derinliğini artırır. Kur’an, orucun gayesini *“takva”* ile açıklar: *“Ki takvaya eresiniz”* (Bakara, 183). Takva, Allah’a karşı derin bir saygı ve sevgiyle dolu bir yaşam sürmektir; kötülükten sakınmak, iyiliğe yönelmektir. Oruç, bu
Din
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz SuçluyuzAli Şeriati · Fecr Yayınları · 20091,562 okunma
Döngüsel Lanet
8/10
·384 syf.··
2026 121. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 22:35
Spoiler İçerir "Cehennemlik", isminin hakkını sonuna kadar veren, okuru adeta bir bataklığın içine çekip orada nefes almaya zorlayan bir roman. Sadece bir yasak aşk hikayesi değil; bir konağın duvarları arasına sıkışmış, herkesin kendi cehenneminin odunlarını taşıdığı ahlaki bir yıkım manifestosudur. Neleri Beğendim? • Cesur ve Çıplak Realizm: Gürpınar’ın kalemindeki acımasız dürüstlüğe hayran kalmamak elde değil. Toplumun "kutsal" saydığı aile yapısının ardındaki çürümeyi, ensest eşiğindeki ilişkileri ve ahlaki çöküşü hiç çekinmeden anlatması, eseri zamansız kılıyor. • İroni ve Trajedi Dengesi: Romanın içinde öyle sahneler var ki (örneğin Sabri Bey’in boynuzlandığını anlayıp susması), okurken hem trajikomik bir gülümseme hem de derin bir tiksinti duyuyorsunuz. Yazarın, karakterlerini kendi yarattıkları cehennemde nasıl yavaş yavaş yaktığını izlemek muazzam bir kurgu başarısı. • Döngüsel Kurgu: Hikayenin yıllar sonra başladığı yere dönmesi ve günahların bedelini masum çocukların (bilmeden de olsa) ödemeye devam etmesi, "kaderden kaçılamaz" temasını çok güçlü işliyor. • Psikolojik Derinlik: Hüseyin Rahmi, bir insanın (Şemsi) nasıl yavaş yavaş köşeye sıkıştığını ve bir kadının (Ferhunde) hırsları uğruna nasıl bir canavara dönüşebileceğini cerrah titizliğiyle işlemiş. • Toplumsal Cesaret: Yazıldığı dönemi düşünürsek; ensest iması, aldatma, "boynuzlanmayı" kabul eden koca figürleri gibi konuları bu kadar çiğ ve gerçekçi anlatmak büyük bir devrimdir. • Finalin Sarsıcılığı: O "insan insana benzer" cümlesiyle biten döngüsel son, edebiyat tarihimizin en unutulmaz, en tüyler ürpertici finallerinden biri. Okuyucuyu rahat bırakmıyor, zihninde yankılanıyor. Neleri Beğenmedim? • Kötülüğün Mutlak Galibiyeti: Ferhunde gibi karakterlerin hiçbir bedel ödemeden, aksine daha uzun ve
1000Kitap
CehennemlikHüseyin Rahmi Gürpınar · Kapra Yayıncılık · 2022173 okunma