Bölüm 4 ***
Temeldeki esas sorunu hastalık algısı ve hastalık korkusu olduğunu fark ettim. İnsanlar fareyi yılan zannettikleri için etkileniyor. Bu durumda yapılacak en doğru şey, farenin yılan olmadığını ikna etmekti. 25 sene boyunca 30000 saatten fazla vaka dinlemiş, her 1.01 şeyler öğrenmiş deneyimli bir devlet hastanesi psikologu olarak zaman içinde fark ettim ki sorunların gerçek sebebi, kodlanmalarımız ve hatalı öğrenme yaşantılarımızdır. Sorun, algılarımız ve inançlarımız. Ve en derinde yatan hastalık inancımız. Bahsettiğim bu yol ve yöntemlerle, en insani süreçlerle hastalık inancı arasında kurduğumuz çağrışımsal bağlarımız. Benim modelime göre psikoloji aslında hastalık inancına verilen bir tepkidir. Sogukdaki titreme psikoloji doğurmuyor ancak aynı belirti evde panik atak yaşarken ortaya çıktığında psikoloji doğuruyor. Bakın bir belirtinin ne olduğunun bir değeri yok. Neyle ilişkilendirilirdiğinin önemi var. Hastalıkla ilişkilendirilenmeyen işbir belirti hiçbir psikoloji doğurmuyor. Psikolojiye yönelik bu bakış açısı alanda bir devrimdir, bir Milat‘tır.
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Takdir Edilmeyi Beklemek ve Takdir Etmek Çıkarcı Bir Yaklaşımdır Varlık çıkarı için genel yararı yok sayarak tutarsızlığı da takdir edebilir. Bir varlığın değerini gösteren dikkat çekici özellikler şunlardır; Düşüncelerinde, duygularında ve tutumunda tutarlılık varsa o varlığın güzelliği o derece artar. Takdir görüp görmemek popüler dünyada önemli olabilir. Yalnız takdir beklemek veya göstermek değerli değildir. Çünkü önemli değerli anlamına gelmez. Düşünceler, duygular ve tutumlar değerlendirme konusudur. Maddi güç ve eşyalardan çok daha değerlidir. Güç öncelikli baskın bir tutum ötekilere cazip gelme sebebi o güçten mahrum edilmiş olmalarıdır. Oysa bu gücü hissettirecek bir güce sahip olmak bile utanç verici bir sonuçtur. Mana ve madde dengesi ile yaşam değerini ve değerlerini korur. Dengeyi madde güç üstünlüğü ve imtiyazlı üretmek ve korumak anlayışını beklemekten yana kullanan her niyet çürür ve çürütür. Her zorluk her varlığı güzelleştirmeyebilir. Yaşadıklarından dersler çıkartan ve bilgelik üreten varlıktan bundan rahatsızlık duyanlar da ki yansıması bir öfke gibi gelir. Oysa algı yanılgısı böyle his ve düşünce üretir. Bakış açısı bakış acısı her an nefsi niyetine uygun her varlığın yönünü değiştirir. Varlık düzeyine göre nefsi niyetine uygun yenilgi görme sebebi bu doyumsuz tutumudur. Yaşamın içinde üretilmiş hiçbir dayatma doğal değildir. Doğal olmayan dünyanın hakikati değildir. Yaşanan gerçek ne olurda olsun hakikati gerçeğe satan ne kadar çok olursa olsun sonuç değişmez. Doğasına uygun hakikat her varlık için her çağda tektir. Hakikat sevgiyi yaşatan ahlak demektir. Sevgiyi yaşatan etik ahlak anlayışı din değildir. Din ve inanç her varlığa göre farklı sapkın yollar misyoner çabalar sonucu gösterebilir. Yalnız gücü hakikati değiştirmeye
Hayata Dair
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kapitalizmi kökünden yıkmak için, proletaryanın ayaklanması ve burjuvaziye karşı kesin bir saldırıya geçmesi gerekir. İşte bu belirleyici temel araç, sosyalist devrimdir.
Sayfa 51 - Evrensel Basım Yayın·Kitabı okudu
Ekim Devrimi
Ekim Devrimi, iktidara, teoride devletle, pratikte ise kitlelerle yürüyen ve iktidarı aldıktan sonra da klasik manada devlet kuran, Sovyetler başta olmak üzere tüm kitle örgütlerini bu devletin kontrolü altına sokarak, devasa boyutlarda devletleşen bir devrimdir.
Oryantalistlerin yaptığı bu tip tespitler çok önemli
20. yüzyılda ciddiye alınan bir Fransız Marksist tarihçi olan Maxime Rodinson'un șu tespiti önemlidir: "Başarılı ve başarısız bütün bu hareketler, haklı veya haksız, doğru veya yanlış bütün bu görüşler, son tahlilde Kureyşli yoksul bir aileden gelme, silik (Nebi sallallahu aleyhi vesellem, böyle çirkin ifadelerden münezzehtir. Cümleyi olduğu gibi nakletmek için kelimeye dokunmadım.) bir kervan güdücüye dayanıyor. Bu adamın mirasını ve insanlık tarihinde yaşattığı değişikliği bütün olarak belirleyip değerlendirmek mümkün müdür? İnançlı Müslümanlar için onun gelmiş olan alametleri bir altüst oluştur, bir devrimdir büyük bir dönüm noktasıdır. Ondan öncesi Yahudi ve Hristiyan vahiylerinin eksıkli öğretilerinin güçsüz ışıklarının biraz hafiflediği bir karanlık ve cehalet dönemidir. Tarihçi, pek doğal olarak işleri çok daha karma karışık bir tarzda göz önüne alır. 'Eğer Muhammed doğmamış olsaydı, tarihî durum onun yerine bir başka Muhammed çıkarıp getirirdi.' şeklindeki ilkel bir determinist önermeyle veya düşük seviyeden bir Marksist formülle işin içinden sıyrılamaz tarihçi. Hayır, Muhammed doğmamış olsaydı, işler hiç şüphe yok ki çok farklı olurdu... Dicle ve Fırat kıyılarından Atlantik Okyanusu'na kadar yirmi memleketin Araplaşması, Kuzey Afrika'sı elinden gitmiş Latin Batı ile Arap olmuş Doğu arasındaki bağların kopması, Viyana önlerine dayanan Osmanlı İmParatorluğu'na kadar sayısız Müslüman devlet ve imparatorluklar, atılar, denizciler, tüccarlar, korsanlar, sanatçılar, mimarlar, Kurtuba Camisi ve Taç Mahal hep Hz. Muhammed'den kaynaklanmaktadır." Marshall Hodgson: "İslam'ın tezahürü, bildiğimiz diğer bütün uygarlıklarda, benzerini görmediğimiz kadar esaslı bir kültürel kırılmanın, kopuşun yaşandığının işaretiydi.”
Sayfa 363 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
TAKRİR-İ SÜKÛN KANUNU
Devrim dönemleri devrim kanunlarını gerekli kılar. Zira bu kanunlar olmazsa devrimler geri sarar. Yapılan, adı üstünde bir devrimdir ve devirmek normal hukuki yollarla yapılabilecek bir şey değildir.
Sayfa 333·Kitabı okudu
Tarih