çöl ve hiç
hiçbir şey varmış ya da yokmuş gibi durmuyor! bu yaptığımız yolculuk değil, -yolculuksu bir şey; sanki gitmiyor gibiyiz, giderken… çöldeyken, ağaçlar inerken, gölgeleri içlerinde kalırdı, hangi kum saatidir, ki bize geç kalmışlık duygusu verirdi? oysa, vakit çok erken… derin deniz diplerindeki yengeç akrebin zevâl vaktidir, çöldür— bas bağrına kıskaçlı, istersen öldür! varoluş yavaş yavaş gömülür kendine… ve sahibi oluyor er geç, şiirin ıssızlığı geçerken…
Sayfa 304·Kitabı okuyor
Şiir
KÜÇÜK PRENS OKULDA- ASİYE ÖZSOY
Anne baba çocuğun gözünde gördüğü ilk büyük güçtür. Bu gücün kendisine itaat ettiğini gören çocuk da dünyayı yönetebilecekne inandı.
Reklam
İdiller Gazeli
gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak sen bir şehir olmalısın ya da nar belki Granada, belki eylül, belki kırmızı gövden ruhunun yaz gecesi mi ne çok idil, çok deniz, çok rüzgâr çocukluğun tutmuş da yeni âşık olmuşsun sanki bana, sanki ah, sanki olur a aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini diye övgü, diye sana, diye haziran gözlerin şehirden yeni ayrılmış gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan hadi git yeni şehirler yık kalbimize bu aşktan
Mutluluk..
Yeri gelmişken, benim anladığım gerçek mutluluğun da bir raslantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.
Kitap Alıntısı
Öğretmen İnkamay-Apay (İnkamal Abla), kaba örülmüş yün şalına sımsıkı sarılı olduğu halde, soğuktan titreye titreye coğrafya dersi veriyordu. Okyanusta, Hint kıyıları yakınındaki o masal adası Seylan'ı anlatıyordu sınıfta. Seylan adası haritada, meme gibi sarkmış anakaradan düşen bir damla gibi görünüyordu. Öğretmenin anlattığına göre "yok" yoktu orada. Maymunlar, filler, muzlar (nefis meyvalarmış), dünyanın en iyi çayı, bilmediğimiz, görmediğimiz daha nice nice nefis meyvalar, bitkiler... Ama, bizi en çok imrendiren adanın sıcak oluşu, hep sıcak kalışı idi. O kadar sıcaktı ki, yıl boyunca giyim derdiniz olmazdı: Ne çizme, ne şapka, ne çorap, ne palto. Ateş yakmaya da gerek yoktu. Böyle olunca, çalıçırpı toplamak için kırlara gitmenize, iki büklüm olarak kuru odun taşımanıza hiç gerek kalmazdı. Tam yaşanacak yerdi orası! Canınızın istediği yere gidersiniz. Dilerseniz güneşlenir, dilerseniz bir gölgeye uzanıp keyif çatarsınız. Gece gündüz sıcaktı, yazdan sonra yine yaz geliyordu. Cennet gibiydi. Sabahtan akşama kadar canınızın istediği yerde gezin, dolaşın. Canınız sıkılırsa gidin tüye kuşu avlayın. Orada çok var. Orada yaşamayıp da nerede yaşayacaktı bu iri aptal kuşlar? Akıllı kuşlar, papağanlar da vardı Seylan adasında. Hem de istediğiniz kadar. Canınız isterse bir papağan yakalarsınız; gülmesini, şarkı söylemesini, dansetmesini öğretirsiniz. Bunları yapamaz demeyin, papağan her şeyi yapabilir...
Sayfa 9 - Ötüken Yayınları, 40.Basım, İstanbul 2026·Kitabı okuyor
Bu,sadəcə,bir təbəssüm idi,başqa heç nə... Amma mənə bu da qənimətdir.Qollarımı açıb,qəbul edirəm.Çünki yaz gələndə qar dənəcikləri bir-bir əriyir.Ola bilsin ki,indi də mən ilk qar dənəciyinin əridiyini görürdüm.
Sayfa 429·Kitabı okudu
Reklam
Reklam