"Bugün Büyük Bayram Arifesi ve sen cenazeye gider gibi giyinmişsin.”
“Bir elf gibi giyinmeyeceğim.”
“İsabet olur, çünkü çok gülünç görünürdün. İkincisi, ben elf gibi giyinmedim. Sadece yeşil giydim ve yeşil bana inanılmaz yakışıyor. Aklına hemen orman perileri geliyor, çünkü orman perileri büyülüdür ve bu sefer büyüsü daha fazla olan kardeş ben oluyorum.”
“Sadece Scarlett’a göre” diye mırıldandı Legend.
“Benim için önemli olan sadece onun fikri. Biliyor musun, aslında bu sözleri bir yere yaz sen. Göğsüne dövme yaptırabilirsin ya da avucunun içine daha iyi olur.”
Bir süre daha uğraştıktan sonra defteri kendisinden biraz uzakta tutarak testten geçirir gibi resme baktı. Hasır koltuğun hayli kötü çizilmiş olduğunu gördü.
Hışımla yeni bir çizgi çekti, ardından sinirli sinirli gözlerini koltuğa dikti. Olmamıştı. Kızıp içerledi.
"Seni iblis hasır koltuk seni!" diye yükseltti sesini çileden çıkarak. "Senin gibi kaprisli bir hayvanı ömrümde görmedim."
Koltuk biraz gıcırdadı ve hiç istifini bozmayarak şöyle karşılık verdi: "Hey, sen bir baksana bana! Neysem oyum ben! Bundan böyle de değişeceğim yok!"
Genç adam koltuğu ayağının ucuyla itti. Koltuk geriye çekti kendini. Öncekinden bambaşka bir görünüm kazanmıştı şimdi.
"Senin gibi salak koltuk olursa!" diye sesini yükseltti yeniden. "Çarpık, eğri büğrü olmayan bir yerin yok ki!”
Hasır koltuk gülümsedi biraz ve yumuşak bir sesle şöyle dedi:
"Perspektif delikanlı, perspektif!"
Genç adam fırlayıp ayağa kalktı. "Perspektif ha!" diye bağırdı ateş püskürerek. "Şimdi de koltuk olacak bu köftehor kalkmış bana ateş püskürerek. "Şimdi de koltuk olacak bu köftehor kalkmış bana ders veriyor! Perspektif benim işim, senin değil, anladın mı! Yaz bunu kafana!"
Koltuk bir şey söylemedi artık. Genç ressam birkaç kez sert adımlarla odanın içinde gidip geldi. Derken sopayla odanın zeminine vuruldu. Yaşlı bir adam, gürültüye katlanamayan bir bilgin kalıyordu aşağıda.
Genç ressam oturdu, son yaptığı portresini karşısına aldı. Ama hoşuna gitmedi portre. Gerçekte kendisinin portredekinden daha sevimli ve ilginç bir görünümü vardı, bu da yalan değildi.
Amaç Türkiye'de yaşayan 1500-2000 civarındaki Ortodoks Rum vatandaşının din adamı ihtiyacını karşılamak mi, yoksa Milli Mücadele yıllarında bir terör örgütü gibi çalışan okulda Patrikhane'nin ekümenik iddialarını gerçekleştir meye yönelik elemanlar yetiştirmek mi?
1971 yılında Anayasa Mahkemesi Kararı ile kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması isteği, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına olduğu gibi Lozan Antlaşması'nın ruhuna ve uluslararası diğer sözleşmelere de aykırı bir imti-yaz talebi niteliğindedir.
Ruhban Okulu, patrikhanenin sembolüdür. Burada asıl olan Patrikhane'dir.
Ruhban Okulu'nun açılması herhangi bir okulun açılması gibi değildir.
Bunun, İstanbul içinde Vatikan misali bir devletin kabul edilmesi anlamına geleceği asla unutulmamalıdır.
Patrikhane, okulun yabancı bir üniversite üzerinden açılmasında ısrarcı. Patrikhane daha önce Türkiye'de bir üniversiteye bağlı olarak Ruhban Okulu açmayı reddetmişti.
Batı Trakya'da, Ruhban Okulu'na yüklenen fonksiyonu haiz bir İslâmî okul açılmasını kimsenin gündeme getirdiği yok.
Madem mütekabiliyet var, aynısını Batı Trakya'da da yapmak gerekmez mi?
Batı Trakya'daki soydaşlarımız, daha kendi müftülerini seçme hakkına dahi müstahak görülmezken, "özel" statüde din eğitimi yapan bir yüksekokul talebi haddi aşmak değil mi?
Eğer Patrikhane din adamı sıkıntısı çekmekte ise, Batı Trakya'da hem din adamı hem öğretmen sıkıntısı çekilmektedir. Batı Trakya'da bu sıkıntıları önlemek için eğitim kurumları açmak gerekmektedir. Bu kurumlar, Ruh-ban Okulu ayarında olabilir mi?
Azınlıkların din özgürlüğünün ve din adamı yetiştirme özgürlüğünün engellendiği savıyla konuyu gündemde tutan ve yabancı devlet adamlarından yardım isteyen Patrikhane, Heybeliada ve Ruhban Okulu'nu kendisine bağlı uluslararası teoloji okulu olarak
Senin üstün çekimin güvencemdir benim.
Çünkü yüzünü gördüğüm sürece,
Gündüzdür benim için gece,
Gecenin karanlığında değilim öyleyse;
Bu koru da dünyalardan yoksun değil,
Benim gözümde çünkü o dünyaların hepsi sensin.
Dünyalar burada bana bakarken
Kim diyebilir yalnızım diye?
Roof`un katliam suçunun benzerini Norveçli terörist Anders Behring Breivik islemişti. 2011 yılında patlattığı bombayla dokuz kişiyi öldürdükten sonra Utoya adasına gecti ve yaz kampındaki altmış dokuz çocuğu tek tek öldürdü. Breivik sol-karşıtı ve İslam-karşıtı manifesto- dikkat çekmek istediği için bu katliamı planlayıp şuna gerçekleştirdiğini söyledi. Roof'a benzer şekilde Breivik de yaptıklarıyla gurur duyuyor ve kendini haklı görüyordu. Gerek Breivik'in avukatı gerekse bazı yorumcular onun akıl hastası olduğunu, bu yüzden eylemlerinder tam anlamıyla sorumlu tutulamayacağını öne sürdüler Norveç İcisleri Istihbarat şefi Ianne Kristiansen ise buna karşı çıkarak Breivik`in deli değil kötü olduğunu söyledi.
Roof ve Breivik' in yanı sıra dünyanın dört bir yanında inandıkları dava uğruna katliam yapan pek çok terörist var. 2019 yılında Paskalya Bayramı'nda Sri Lanka'daki kilise ve otelleri bombalayarak 259 kişiyi öldüren Ulusal Tehvid Cemaati adlı terörist örgüt bunlardan biri. Aynı yıl Brenton Tarrant, Yeni Zelanda'daki camilerde namaz kılanları katlederken canlı yayın yaptı. Sonra 2017'de Manchester Arena'daki konsere giden yirmi iki kişiyi öldüren intihar bombacısı Salman Ramadan Abedi var. Brüksel'deki IŞİD terör hücresi üyeleri 2015'te yayaları makineli tüfekle tarayıp pek çok kişiyi Bataclan Tiyatrosu'nda sıkıştırmış ve 130 kişiyi katletmişti. Leşker-i Tayyibe'nin on üyesi 2008'de Mumbai'de düzenledikleri saldırıda en az 164 masum insani öldürdü. Son olarak da geride bıraktığımız 10 yılda on binlerce insanı öldüren dünyanın en ölümcül örgütü olan Nijerya merkezli Boko Haram adlı terörist örgütü de unutmamak gerek.
Bunlar çizgi filmlerdeki kötü karakterler değil. Masallardan fırlamış uydurma tiplemeler de değil. Hepsi son derece gerçek, son derece sıradan. Peki bu
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu