Tülay German, varlıklı bir ailenin kızı olarak, 27 Ocak 1935'te İstanbul'da dünyaya gelir.
Tülay, daha dört yaşındayken, Kalamış'taki yazlık evlerinde komşularına şarkılar söyler, güçlü yanık sesiyle onları büyüler.
İlk söylediği parça:
Yesari Asım Arsoy'un "Ayrı Düştüm Sevgilimden, Dünya Bana Dar Oldu" şarkısıdır..
İlkokul yıllarında Ankara Radyosu'nda Schubert'in "Serenad"ını ve "Ihlanur Ağacı"nı söyler.
İlkokul yıllarında da sesinin güzelliğiyle dikkat çeker ve çoğu etkinlikte şarkı söyler.
İlkokulu bitirdiğinde Ankara Devlet Konservatuvarı'na girmeyi hayal eden Tülay, baba ve annesinin isteği üzerine konservatuvara gidemez.
Eğitimine, annesinin ısrarıyla Üsküdar Amerikan Koleji'nde devam etmeye başlar..
1960 yıllarında Tülay, İtalyan orkestrasının basçısı Mario Bergamini ile bir konser sonrası tanışır.
O gün ona kendi çaldığı piyano eşliğinde "Summertime" şarkısını söyler.
Mario, kusursuz caz parçası söyleyen Türk kızından çok etkilenir ve inatlaşmayla başlayan bu ilişki kısa sürede aşka dönüşür.
Mario'dan evlenme teklifi alan Tülay, evlenerek aralarındaki sihrin bozulmasını istemediğini söyler.
Tülay, Mario ile beraber İtalya'ya yerleşip hayatlarına orada devam etme kararı aldıklarını ailesine söylediğinde; kızlarının zaten şarkıcı olmasının istemeyen aile, şarkıcı biriyle evlilik dışı yaşamasını reddeder ve Fikret German'ın yüksek mevkili arkadaşları aracılığıyla Mario ülkeden sınır dışı edilip ülkesi İtalya'ya yollanır.
Bu olay Tülay'ı çok etkiler ve ailesiyle arasının iyice açılmasına neden olur..
Tülay, 25 yaşındayken arkadaşlarıyla sık sık gittiği Ankara "Süreyya Gazinosu"ndan teklif alır. Ailesinden gizli, evden kaçar ve bu gazinoda ilk defa sahneye çıkıp şarkı söylemeye başlar...
Bir gün babasının arkadaşına gazinoda yakalanır.
Bunun üzerine babasından
İnsan, fıtratı gereği günaha ve hataya meyilli bir varlık olarak yaratılmıştır; bilhassa yaz mevsiminin gelişiyle hem değişen hormonlar hem de esneyen içtimai ortam, nefsi günahın sınırlarına daha fazla zorlar. Mevsimsel bu devingenlik gençliğin deli ruhuyla birleştiğinde, hataya düşme ve gayrimeşru heveslerin peşinden gitme arzusu daha da müştak bir hal alır. Öncelikli olarak bilinmelidir ki bu zafiyet, istisnasız tüm insanlar ve özellikle gençler için umumi bir kanundur; nitekim çevrenizde bu insan asla günaha girmez dediğiniz kim varsa, perde arkasında mutlak bir acziyet ve günahkarlık barındırır, zira Allah fıtratımızı bu zaaflarla halk etmiştir. Elbette böyle yaratıldık diyerek mesuliyetten kaytarmak mümin vakarına yakışmaz; Rabb ismi şerifi terbiye eden anlamına geldiğine göre, arıza çıkarmaya meftun olan nefsimizin sıkı bir terbiyeye ihtiyacı olduğu aşikardır. Bu terbiye metodunda en kusursuz örneğimiz hayatıyla önümüzde duran Efendimiz (sav), ardından da ömürleri birer hidayet tablosu olan sahabe efendilerimizdir. Ahir zamanın bu buhranlı ikliminde, bilhassa erkekler için sokaklar ve dışarısı günah deryasıdır, lakin bu savaşı kazanmanın yolu kendi içine rücu edip içtimai hayattan tamamen soyutlanmak değildir. Bilakis, i'la-yi kelimetullahı hal diliyle muhataba anlatabilmek adına sosyal yaşantımıza önem verecek ve hayatın tam merkezinde bulunacağız. Her nefis bir şekilde günaha girer ancak her nefis günahtan korunma eğiliminde ve derdinde değildir; nefsin terbiyesine göre ahlakı şekillenen ferdin imtihanı daha da kuvvetlenir ve adeta derecesi yükseldikçe şeytanın daha şiddetli musallat olmasıyla karşı karşıya kalır; zira kaçtıkça kovalanmak bu imtihanın bir parçasıdır. Nikah, bu yönüyle harama karşı bir set teşkil ederken, sair günahlardan korunmak için de bir
Babam bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrendi?
Yalın neden artık yaz şarkısı çıkarmıyor?
Almanya'da aşırı Sağın yükselmesinin sebebi ne?
Rose iki kişilik tahtaya tek uzanıp Jacki ölüme bile bile mi yolladı?
Ortaokulu yapmıştım lise de istendi veee karşınızda:
Bu kitapları ben de lisede okudum gönül rahatlığıyla öneririm. En altta liseden sonra okuduğum ama lisede de okunabilecek kitapları önerdim. Uzun soluklu bir liste oldu :)
Şafağı Ör (11. sınıfta okudum diye hatırlıyorum. O zamanlar pek fantastik okumuyordum. Bu seriye bayılmıştım. 2 kitabı 2 günde okudum. Mulan retelling, FANTASTİK)
Gölge ve Kemik (bunu fantastikte çoook yeniyseniz veya başrolün saçma hareketlerine katlanabilirseniz seversiniz. Yoksa beklentinizin altında kalabilir. Ben tam vaktinde okuduğumdan sevdim. Darkling fav kötü karakterlerimden biri :) FANTASTİK)
Satranç (yazarın çoğu kitabı güzel en sevdiklerimi buraya bırakıyorum ÖYKÜ/MODERN KLASİK)
KorkuAy Işığı Sokağı (açık uçlu bir sonu var
normalde sevmem ama bu öyküye çok yakışmıştı. Dediğim gibi bu yazarın kalemine bayılıyorum 10 kitabını okudum ama bunlar favorilerim.)
Sineklerin Tanrısı (12 çocuk tek başlarına bir adada ne kadar yaşayabilir?? Bana coğrafya dersinden önce lagün kelimesini öğreten o kitap nffkfkfk 9.sınıfta okumuştum. MODERN KLASİK)
Liste (7'den 70'e okunabilecsk bir kitap ortaokula da önerdim. mümkünse lise başında okumanızı tavsiye ederim. Çünkü bazı kitapları yaşımız geçtiğinde daha az sevebiliyoruz. Sadece 100 kelimeyle konuşulan bir dünya! DİSTOPYA)
Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi (bunu lisenin bittiği yaz (17 yaşında) okudum 😅 diğer listeye eklemek istemedim. kısacık bir klasik kitap. Buradaki başrol hayatı tersten yaşıyor. Yaşlı bir adan olarak doğuyor yıllar geçtikçe gençleşiyor. MODERN KLASİK/ÖYKÜ)
Cimri (bunu da liseden mezun olduğum yaz okudum. Tiyatro okumayı pek sevmem ama bu kitap güzeldi. TİYATRO)
Sherlock Holmes - Şüphe Asla Uyumaz serisi (POLİSİYE)
Jane Eyre (Favori İngilizce edebiyatı kitabımdır. Gurur ve önyargıdan daha çok
Üstadın Barla'daki ikametgâhı, iki odadan ibaret bir evdir. Esasen müstakil bir evi ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış yeri dahi yoktur. Barla'da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev, üç yüz elli milyon ehl-i İslâmın merkezi hükmünde ilk dershane-i Nuriyesidir. Bu dershane-i Nuriyenin altında, daimî akan bir çeşme vardır. Ve önünde, dershane-i Nuriyeye bitişik çok kalın ve üç sütun halinde semaya yükselen gayet muhteşem bir çınar ağacı vardır. Çınar ağacının dalları arasında bir kulübecik yapılmıştır. Burası, Hazret-i Üstad'ın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahatı ve vazife-i tefekküriye ve ubudiyeti için en münasib bir menzildir.
Üstad'ın sıddık hizmetkârları, talebeleri ve Barla ahalisi diyorlar ki: "Üstadı, geceleri, dershane-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübareke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte sabahlara kadar tesbihat ile, ezkâr ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk u cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstad'ın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar bilemezdik."
( Tarihçe-i Hayat 166.sh - Risale-i Nur)
Bediüzzaman Said Nursî
Gelincikler
Irmakboyu’nda yürüyüş yaparken biraz soluklanmak için bir banka oturdum. Yaz güneşi yavaş yavaş çekiliyor, akşam serinliği kendini hissettiriyordu. Tam karşımdaki otların arasından başlarını uzatan gelincikler ilişti gözüme.
Ne garipti…
İnsan onları aramak için yola çıkmıyor. Kimse “Bugün biraz gelincik görmeye gideyim,” diye düşünmüyor. Onlar, hiç beklenmedik bir anda çıkıyor karşına. Yol kenarında, taş diplerinde, kimsenin özenle ekip biçmediği yerlerde… Ve yine de dönüp bir kez daha baktırıyor kendine.
Uzun uzun baktım onlara.
Gösterişli değillerdi. Güller gibi ihtimam istemiyor, orkide gibi özel şartlar aramıyorlardı. Varlıkları sessizdi ama yok sayılacak gibi de değildi. Belki de bu yüzden güzeldiler. Kendileri olarak açıyor, kendileri olarak iz bırakıyorlardı.
Sonra düşündüm…
İnsanlar da biraz böyle değil mi? Hayatımıza gireceğini sandıklarımız değil de hiç aklımızda olmayanlar dokunuyor bazen kalbimize. Bir bakışıyla içimizi ferahlatan, bir cümlesiyle zihnimizde yer eden insanlar… Onları beklememişizdir. Hatta belki artık şaşırmayacağımızı sanmışızdır. Fakat hayat, en zarif sürprizlerini insanın en hazırlıksız anlarına saklar.
Belki bu yüzden gelincikleri sevdim.
Çünkü bana, güzelliğin gösterişte değil sadelikte gizli olduğunu hatırlattılar. Ve bazı karşılaşmaların açıklanmaya ihtiyaç duymadığını…
İnsan bazen birine neden bu kadar kıymet verdiğini tarif edemez. Sadece onun varlığının, dünyanın bütün gürültüsüne rağmen içinde sessiz bir huzur bıraktığını bilir.
Irmakboyu’nda gelinciklere bakarken bunu düşündüm:
Bazı insanlar hayatımıza çiçek gibi girmez; “birdenbire” bize çiçekleri yeniden fark ettirir.
Kalemimden ✍️
15 Haziran 2026