Çiftlikte yaşayan Jody isimli bir çoçuğun hayatından bir kesiti anlatıyor. Anı şeklinde otobiyografik gib dört bölümden oluşuyor ve oldukça güzel. Anlatımı, dili ve hikayeleri çok iyi. Billy Buck ve jody karakterlerini sevdim. Al Midilli’nin ölmesine de üzüldüm.
Al MidilliJohn Steinbeck · Remzi Kitabevi · 20031,884 okunma
The Call of the Wild by Jack London is a powerful story about survival, adaptation, and self-discovery. Through Buck's journey from a comfortable domestic life to the harsh wilderness, the novel shows how individuals can overcome challenges and reconnect with their true nature. The book highlights the struggle between civilization and instinct, suggesting that strength, resilience, and adaptability are essential for survival. Overall, it is an inspiring adventure that explores the deep connection between animals and the natural world.
Jack London ile yıllar önce Beyaz Diş sayesinde tanışmıştım. Yaklaşık iki yıl önce okuduğum Martin Eden ise onunla aramda bambaşka bir bağ kurdu. Hatta o kadar etkilenmiştim ki ardından Beyaz Diş’i tekrar okumuştum. Şimdi ise yine bir köpeğin gözünden anlatılan Vahşetin Çağrısı ile geldim.
Jack London’ın kalemi hakkında zaten söylenecek çok fazla söz yok. Onun kitaplarında sadece bir hikâye okumuyorsunuz; mücadeleyi, yoksulluğu, hayatta kalma savaşını ve insan doğasını da hissediyorsunuz. Vahşetin Çağrısı da tam olarak böyle bir kitap.
Buck, sıcak bir yuvada, rahat ve huzurlu bir hayat sürerken bir anda kendisini acımasız bir dünyanın içinde buluyor. Kaçırılıyor, satılıyor ve hiç alışık olmadığı sert doğa koşullarında hayatta kalmaya çalışıyor. Açlığı, soğuğu, korkuyu ve mücadeleyi öğrenirken bir yandan da içinde saklı kalan vahşi ruhunu keşfediyor.
Kitap ilk bakışta bir köpeğin hikâyesi gibi görünse de aslında insanlara dair çok şey anlatıyor. Güçlü olanın ayakta kalmaya çalıştığı bir dünyayı, hırsı, sadakati, dostluğu ve hayatta kalma içgüdüsünü Buck üzerinden okuyoruz. Jack London’ın kendi hayatındaki mücadelelerin izlerini de satır aralarında görmek mümkün.
Benim en sevdiğim taraflarından biri ise Buck’ın sadakati oldu. Kitabı okurken ister istemez insanlarla hayvanlar arasındaki bağı düşünüyorsunuz. Bir canlının sevgi, bağlılık ve güven duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha hatırlatıyor.
Vahşetin Çağrısı kısa ama etkisi uzun süren kitaplardan biri. Sayfa sayısı az olsa da içinde birçok duygu ve düşünce barındırıyor. Ben okurken o soğuğu, zorlu yaşam koşullarını ve mücadeleyi hissettim. Jack London’ın kitaplarında çok sevdiğim şey de bu zaten; okuru sadece hikâyeye değil, yaşananların tam ortasına götürebilmesi.
Beyaz Diş, Martin Eden ve şimdi
Vahşetin ÇağrısıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202443,2bin okunma
Bu kitabın yeri beni için ayrı hem en sevdiğim kitap hem de Jack London'dan okuduğum ilk eser. Genel olarak akıcı bir dille yazılsa da okumak bazı kişiler özellikle duygusal olanlara çok zor. Okurken çoğu zaman gözlerim doldu diyebilirim. Kitap aynı zamanda yazarın patlama kitaplarından biri. evcil bir köpek olan Buck'ın yeri geldiğinde doğa koşullarında yeri geldiğinde de insanlarla olan sorunlarını anlatıyor. Hatta bir seviyede kendi türüyle bile savaşıyor hayatta kalmaya çalışırken içindeki vahşi ve özgür yanını keşfetmesini yazar her ne kadar bize aktarmaya çalışsa da sakin bir kafa ile tek oturumda bitirmeniz gereken yaşa göre ağır bir kitap bence. Yine de bende yeri manevi olduğu için her zaman en iyi olarak kalacak
ANA-PEARL S.BUCK,256 sayfa
Elimdeki kitabın şu an baskısı yok ve bana da çok sevdiğim bir arkadaşım sahaflardan bularak hediye etti,şiddetle okumamı istedi.
Kitap 1970 yılı,beşinci basım,yaprakları sararmış ve hafif yıpranmış ama yaşanmışlıklarla dolu.Kitabın ilk sayfasının sağ tarafında çevirmen Mebrure Sami’ye yazarından gelen teşekkür ve içtenlikle yazılmış bir mektup,sol tarafında da çevirmene özel gönderdiği fotoğrafı var.
Pearl S. Buck (1892 - 1973), Çin'de büyüyen ve bu deneyimlerini eserlerine yansıtan Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan ilk Amerikalı kadındır. Romanlarıyla Çin kültürünü Batı'ya tanıtan yazar, aynı zamanda kadın hakları ve Asyalı çocukların evlat edinilmesi konularında bir insan hakları aktivistiydi. Misyoner ailesinin görevi nedeniyle bebek yaşta Çin'e gitmiş, hayatının ilk kırk yılını orada geçirerek Doğu kültürünü ve kırsal yaşamı yakından gözlemlemiştir.
Kitabın arka kapağında”Bu eseri okurken Çin’i unutacaksınız. Gözünüzde canlanacak olan bir Çinli ana değil, bir Anadolu anası olacaktır…
İsmini bile söylemeyen bu adsız ana zaten doğrudan doğruya analığın canlı bir heykelinden başka nedir ki” diye yazıyor.
Evet bu yazı olmasa bile okuduklarımız bize hiç yabancı değil.Kadın her yerde kadın,ana ,ama Anadolu kadını olmak,Uzakdoğu,Ortadoğu kadını olmak başka…
Pearl S. Buck ‘ın Ana adlı romanı, feodal Çin’de yaşayan yoksul bir köylü kadınının evliliğinden, kaynanalık dönemine kadar uzanan yaşam mücadelesini ve derin annelik duygusunu konu alır. Yazarın isimsiz bıraktığı bu karakter üzerinden, toprağa bağlılık, yoksulluk, kültürel gelenekler ve kadının toplumdaki ezilmişliği evrensel bir dille anlatılır. Yazarın anaya isim vermemesi de bu yüzdendir.O,tüm dünyadaki kadınları,anaları temsil etmektedir.Çünkü dünyada nerede
AnaPearl S. Buck · Remzi Kitabevi · 2006939 okunma
Sonunda herkes özüne döner.Kitap başta evcil bi hayvan olan Buck un vahşi yaşama dönüşünü hayvanın ağzından anlatıyor.Hayat mücadelelerle dolu ve onlara göğüs germek zorundayız
Vahşetin ÇağrısıJack London · Olympia Yayınları · 202043,2bin okunma