Psikolojide insanı en çok değiştiren şey, yaşadığı acılar değil; o acılardan sonra neyi normal sanmaya başladığıdır.
Çünkü insan her şeye alışır.
Sürekli kırılmaya alışır.
Hep geçiştirilmeye alışır.
Yalnız bırakılmaya, değersiz hissettirilmeye, çabalarının görülmemesine bile alışır…
Ve bir süre sonra artık canı yanmamaya başlar.
İşte en tehlikeli nokta tam da budur.
Çünkü insan bazen iyileştiğini sanır.
Oysa sadece hislerini susturmuştur.
Psikolojide buna benzer bir durum vardır:
Bir şeyi uzun süre yaşarsan, zihnin onu “normal” kabul etmeye başlar.
Bu yüzden bazı insanlar sevgisiz büyüdüğü için ilgiyi garip bulur.
Bazıları sürekli yargılandığı için kendisi olmaktan korkar.
Bazıları da hep mücadele ettiği için huzur geldiğinde bile tedirgin olur.
İnsan en çok da alıştığı şeylerin içinde kaybolur.
Bu yüzden bilinçlenmek; sadece kendini tanımak değildir.
Neye sessiz kaldığını fark etmektir.
Seni neyin yorduğunu, neyin eksilttiğini, neyin içten içe tükettiğini görebilmektir.
Çünkü bazı insanlar seni bir anda mahvetmez.
Sadece seni yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır.
Ve insan bazen başkalarına verdiği anlayışı, sevgiyi, sabrı…
Kendisine hiç vermediğini çok geç fark eder.