#edipcansever'den
"Benim yüzüm budur sanıyorum, Çirkin mi diyorum, değil korkulu. Tarife göre bir atımlık tedirgin, Gününe göre azıcık anlaşılmaz. Geceye sorarsanız bir yere yolcu..."
Şiir
Bir mektup eyleme dönüştüğünde
Şans ve Dans’ta mektup yalnızca bir anlatı aracı değildir. Sadece bir bilgi parçası değildir. Yalnızca bir itiraf değildir. Bir karakterden diğerine gönderilmiş basit bir mesaj da değildir. Mektup, bir eyleme dönüşür. Nuri Bey’in mektubu aracılığıyla roman küçük ama anlamlı bir dönüm noktası yaratır: kelimeler insanları hareket ettirmeye başlar, hafıza bugünün içine müdahale eder ve yazı bir tür müdahale biçimine dönüşür. Bu yüzden onu bazen bir “mektup-tiyatrosu” gibi düşünüyorum. Mektup sayfada kalmaz. Karakterlerin hayatına girer. Hikâyenin duygusal ritmini değiştirir. Geçmişi yeniden görünür kılar. Benim için Şans ve Dans’ın önemli katmanlarından biri de budur: yazının hâlâ bir şey yapabilme gücü. Bir mektup bekleyebilir. Bir mektup geç ulaşabilir. Bir mektup hafıza taşıyabilir. Bir mektup sessizliği bozabilir. Bir mektup, insanların sessizce kapattığı bir kapıyı yeniden aralayabilir. Bu anlamda Şans ve Dans, yalnızca şans ve hafıza üzerine bir roman değil; kelimelerin hayatın içine karışma gücü üzerine de bir romandır. Bazen bir mektup yalnızca okunmaz. Bazen bir mektup harekete geçer.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
05:23
Genelde zor bir metni sabah namazından sonra tahlil etmeye daha ziyade özen gösteririm. Çünkü anlaşılması zor ve uğraş isteyen bir alan olduğundan zihnimin en açık olduğu zamanları tercih ediyorum. Sair okumalarımı gün içindeki sair saatlerde yapmak daha iyi hissettiriyor çünkü. Bir meseleyi okumaktan ziyade, o meseleyi öğrenmek ve bilmek daha iyi geliyor bana. Ortalama bir aydır Ebrehinin mantık metnini tahlil ediyorum. Elbette bir bilenin eşliğinde oluyor bunlar. Mantık okumalarımda ve tahlilimde şunu fark ediyorum: Risale-i Nurda cüz'i bir ders kadar lezzet almıyorum abi. Cüzi bir bahsini anla hayatın değişiyor kardeşim. Sonra zaten külli manalarını yakalıyorsun ve hayatına tesir ediyor. Namazın değişiyor bir kere. Daha mühimi var mı ? Bir eserin insanların hayatlarına bu kadar tesir edebilen çok az eser gördüm. Nurların Ekseriyetle takdir edilmesinin sebebi de budur. Sonuç olarak Kuddüse çalışırken, pencerelere çalışırken ve Kader Risalesine ve sair risalelere çalıştığımda ki lezzeti almam çok mümkün olmuyor.
Risale-i Nur
Ben o gecelerin içine içine çekilip de gittiğim yerlerin, geri dönsem bile aynı şekilde aynı bedende aynı bilinçte bulamayacağımı ya da bulmamam gerektiğini biliyorum artık. Ne ben aynı benim, ne çekip gidenler aynı ne de vazgeçilenler, ne de gözyaşlarım aynı akıyor şimdilerde.Yine de hikaye budur ya ince insanlar için ince ince ruha işleyen şeyler ne yapılsa da silinip gitmez, zaman geçer ve bir sahil kenarında dalgaları izlerken bulursun kendini. Sonra ise hayatın tüm o akışına geri dönersin. Ay ışığının denizi aydınlattığı kadar parıldayacağına söz vererek, dönersin.
Psikolojide insanı en çok değiştiren şey, yaşadığı acılar değil; o acılardan sonra neyi normal sanmaya başladığıdır. Çünkü insan her şeye alışır. Sürekli kırılmaya alışır. Hep geçiştirilmeye alışır. Yalnız bırakılmaya, değersiz hissettirilmeye, çabalarının görülmemesine bile alışır… Ve bir süre sonra artık canı yanmamaya başlar. İşte en tehlikeli nokta tam da budur. Çünkü insan bazen iyileştiğini sanır. Oysa sadece hislerini susturmuştur. Psikolojide buna benzer bir durum vardır: Bir şeyi uzun süre yaşarsan, zihnin onu “normal” kabul etmeye başlar. Bu yüzden bazı insanlar sevgisiz büyüdüğü için ilgiyi garip bulur. Bazıları sürekli yargılandığı için kendisi olmaktan korkar. Bazıları da hep mücadele ettiği için huzur geldiğinde bile tedirgin olur. İnsan en çok da alıştığı şeylerin içinde kaybolur. Bu yüzden bilinçlenmek; sadece kendini tanımak değildir. Neye sessiz kaldığını fark etmektir. Seni neyin yorduğunu, neyin eksilttiğini, neyin içten içe tükettiğini görebilmektir. Çünkü bazı insanlar seni bir anda mahvetmez. Sadece seni yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır. Ve insan bazen başkalarına verdiği anlayışı, sevgiyi, sabrı… Kendisine hiç vermediğini çok geç fark eder.
Tevekkül
Allâh'a dayan sa'ye sarıl hikmete râm ol Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol Mehmet Âkif Ersoy
Şiir