Sene 1769
Çizimini Bay de Bouffon'a ilettiğim, 17 ayak boyundaki dörtayaklıya işte o sefer sırasında rastlanmıştır. Bu bir dişiydi ve henüz sadece yedi ayak boyunda olan bir yavruyu emziriyordu. Anayı öldürmüşler, yavru diri ele geçirilmiş ama o da birkaç günlük yürüyüşten sonra ölmüş. Bay de Bouffon bana bunun, doğabilimcilerin zürafa adını verdikleri hayvan olduğunu ifade etti. Bu, Caesar zamanında Roma'ya getirilen ve amfitiyatroda halka gösterilen ve o zamandan beri bir daha görülmeyen bir hayvanmış. Bir de üç yıl önce, biraz boğaya, biraz ata, biraz da geyiğe benzeyen, o zamana kadar hiç görülmemiş ve çok güzel bir dörtayaklı bulmuşlar ve Kap'a getirmişler, ama orada ancak iki ay yaşayabilmiş. Güzel olduğu kadar güçlü ve bir o kadar da hızlı bu hayvanın gerçeğe uygun bir resmini Bay de Buffon'a ilettim. Afrika'ya canavarların anası denmesi nedensiz değildir.
Sade
Dostlarım, bu tür saçmalıklara inanmaya son verelim: Bunlar sağduyuya zarar verir, Sodomi ve sevicilik doğayı ihlal etmez, buna iyice ikna olalım, tersine, doğaya can sıkıcı evlatlar getirecek bir birleşmeyi inatla reddederek doğaya hizmet ederler. Şu konuda asla yanılmayalım, bu üreme asla doğanın yasalarından biri olmadı, olsa olsa bir hoşgörüdür, söylüyorum size. İnsan soyunun yeryüzünden silinmesi ya da yok olması doğayı ne ilgilendirir! Bu felaket başımıza gelirse her şeyin yok olacağına kendimizi kandırışımızdaki kibirle alay eder! Bu yok oluşu fark etmez bile. Çoktan yok olup gitmiş türler olduğunu bilmiyor muyuz? Buffon böyle çok sayıda tür saymaktadır ve doğa, bu kadar değerli bir kayba sessiz kalarak, bu durumun farkına bile varmamaktadır. Tür tümüyle yok oldu diye hava daha az temiz olmayacaktır, yıldızlar daha az parlak, evrenin işleyişi daha az kesin olmayacaktır. Bununla birlikte, türümüzün dünyaya çok yararlı olduğuna ve onu yaymak için çalışmayanın ya da bu üremeyi yolundan saptıralım kaçınılmaz olarak suçlu olacağına inanmak için salak olmak gerekir! Gözümüzü açalım artık ve bizden daha mantıklı halkların örneği hatalarımız konusunda bizi ikna edebilsin.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Canlı varlıkları ilk kez sınıflandırma girişiminde bulunan Aristoteles olmuştur ve Buffon, Darwin ve Cuvier bu alanda çok önemli bulurlar onu. Aristoteles'in bu konuyla ilgili belli başlı yapıtları şunlardır: Hayvanların Tarihi, Hayvanların Organları, Hayvanların Doğuşu, Hayvanların Yer Değiştirmesi Üzerine. Ruh Üzerine adlı kitabının bazı bölümleri de bu konuyla ilgilidir; bu alandaki önemli çalışması Bitkiler ise kaybolmuştur.
Sayfa 85 - DOST·Kitabı okudu
Alıntı
Hacamat bitti, sıra sağlıklı yaşam yürüyüşünde
"Sağlıklı yaşam yürüyüşü" önce kültürlü çevrelerde günlük hayata dahil oldu. Condorcet, Antin Sokağından Nogent'daki evine kadar haftada bir nasıl yürüdüğünü Julie de Lespinasse'a anlatırken bu sayede "bayağı kuvvetlendiğini" iddia eder. Buffon evden çıkamadığı zaman, egzersizin etkisini daha iyi ölçebilmek için adımlarını sayarak içeride bir aşağı bir yukarı yürürdü: "Evin içinde defalarca geziniyor, her gün bin sekiz yüz ila iki bin adım atıyorum." Rousseau daha da ileri giderek yürüyüşü bir kültür meselesi, sağlık kadar aklı da güçlendirmenin bir yolu, vadilerde ve ormanlarda romantizmi müjdeleyen bir görev ve tabii ilk kez olarak insanın Kırlarda kendi içinde bir serüven tasarlaması için bir fırsat haline getirdi.
Sayfa 405 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Yozlaşma
Buffon'un 1750'den sonra hakkında bir teori ortaya koyduğu, sürekli kullanılan bir kelime vardı, "yozlaşma": "İklimin, gıda kalitesinin, baskıdan kaynaklanan hastalıkların "zayıflatıcı" etkisi sebep oluyordu buna; bozulma hayvanlarda o kadar barizdi ki "cılız koyunlarımız karnından çıktıkları uzun tüylü koyunların yanında" tanınmaz hale gelmişlerdi. Silüetler ve iskeletler zamana ve yere göre değişirdi. 1750'lerdekiler ise "yozlaşmıştı": "Her günü Doğa'nın yozlaştığını ve yakında iyice yıpranarak çöküşe geçeceğini duyuyoruz. "Tek kelimeyle tehdit altında olan "bedenimizin doğal yapısıydı."
Sayfa 396 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Üslûp Muamması
(Buffon), «üslûp, insandır!» demişti. Recaizade Ekrem, bunu, dilimize müseccâ olarak tercüme etmiştir: «Üslûbu beyan, aynile insandır.» Üslûbu inkar etmek, insanı inkâr etmektir. Evet, üslûp bizatihi insandır. Fakat, bunun edebiyattaki rolünü, mevkîni, kıymetini, kuvvetini de biraz ayarlamak lazımdır. Her muharririn bir üslûbu, daha açık bir anlatışla bir yazı tarzı vardır. Edebiyat çerçevesine girmiyenlerde bile bu, görülür. Buna billürlaşma da diyebiliriz. Bu, kaçınılmaz bir şeydir. Bununla beraber, yazı tarzı bir değildir, bir olmamağa mahkûmdur. Yazılar ya (subjectif) enfüsî, yahut (objectif) âfakî olur. Bunlar, ayni çeşnide yazılamaz. Evet, kuvvetli muharrirler, ayni fikirleri, ayni mevzuları, kendi çeşnilerile yazabilirler. Fakat hep, şahsî temayüllerine göre yazarlar. Fikirler, mevzular, çok değişiktir, Muharririn karakterine isyan eden fikirler, mevzular olur. Bazı istisnaları mesela Şekspir dışarıda bırakırsak, orta muharrirlerin değil, dehâların bile karakterleri dışında sendelediklerini, kısırlaştıklarını görürüz. Rasin, Korney, bunun en canlı misalidirler. Komedileri, tracedyalarının yanında cüce kalır. Füzûlî, Rûhîi Bağdadi, Nefî, Bâkî, Nedîm, Şeyh Gâlip, Ziya Paşa, Fikret, Yahya Kemal, üslüpları tebellür etmiş şairlerdir.
Sayfa 6 - Mahmut Yesari·Kitabı okudu