Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
İster halk kitlesi ister "soylu" olsun, kitle kendi eğilimine bırakıldığında, hayatını sürdürebilme kaygısıyla yöneldiği şey yaşamının kaynaklarını kurutmaktır. 1759 yılının 13 Eylül'ünde, III. Carlos krallığını ilan ettiğinde Almeria yakınlarında Nijar kasabasında çıkan olaylar bana hep propter vitam, vivendi perdere causam [yaşam uğruna, yaşamın nedenini yok etmek (ç.n.)]* denen bu eğilimin hoş bir karikatürü gibi görünmüştür. Krallık ilanı kasabanın ana meydanında yapılmıştır. "Ardından oraya toplanan büyük kalabalığa içecek bir şeyler getirilmesi emredilmiş olup, 77 fıçı şarap, 4 tulum sert alkollü içki tüketilmesini müteakip, ahalinin ruhu öylesine coşmuştu ki, 'yaşa, var ol' bağırışları arasında tahıl ambarına yürüdüler; içerideki buğdayı ve kasadaki 900 altını pencerelerden aşağı fırlattılar. Oradan tütün deposuna geçerek maaş parasının ve tütünün dışarı atılmasını emrettiler. Dükkanlarda da aynı şeyi yaptılar; bayram layıkıyla kutlansın diye içeride ne kadar yiyecek ve içecek varsa sokağa atılmasını buyurdular. Kilise mensupları da ellerinden geleni artlarına koymayarak kadınları evlerinde ne varsa dışarı atmaya heveslendirdiler; onlar da çıkarlarını hiç gözetmeksizin denileni yaptılar; evlerinde ekmek, buğday, un, arpa, tencere, kazan, havan, iskemle diye bir şey kalmadı, şehir harabeye döndü." Señor Sánchez de Toca'nın elinde bulunan, söz konusu çağa ait bir belge: Don Manuel Danvíla tarafından kaleme alınmış III. Carlos'un Hükümranlığı kitabında gönderme yapılıyor (Cilt II, Sayfa 10, Dipnot 2). Bu, bir kasabanın krallığı doyasıya kutlamak için kendi kendini yok edişinin öyküsüdür. Aferin sana Nijar! İstikbalin parlakmış doğrusu! *Metindeki Latince kalıp orijinal dilde "propter vitam, vivendi perdere causam" (Juvenalis, Satirler, VIII.84) şeklindedir ve
Felsefe
Ezekiel’e Mektup
I. Herkes tutsak, öfke özgür Kanın ve ıstırabın perçeminden tutup İnsanın izzetine inanan bir uzun mektup Yazacağım sana Ezekiel... Ezekiel, Ey Ezekiel! Toprak onunla direnecek Işık onunla... Hayat onunla direnecek Onur onunla... Ezekiel, Ey Ezekiel! Sen bir nebi değilsin Nebi olan Zülkifl idi Çiçeklerle süslerdi dağları Onun sûru uzun bir İsrafil Bekletirdi tüm çağları... Yakıyorsun şehirleri Alevin kanlı bir sağ el... Bünyamin değil, Yusuf değil Sadece bir katil Ezekiel Köle oğulların ve kızların hırsla İzledikçe yangını ve soygunu Sürgün kalacaksın Ölen insanlığın son vadisinde...
Sayfa 12 - Ebabil Yayınları·Kitabı okuyor
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
teslimiyet midir vazgeçiş midir
Artık bu dünyanın enine Bu dünya yüksekliğince Bu dünyanın derinliğine Kendimi bir avuç buğday gibi Öfkeyle direnerek ve güvenerek Savurabilirim.
Sayfa 143 - Diriliş Yayınları·Kitabı okudu
Şiir
Artık bu dünyanın enine Bu dünya yüksekliğince Bu dünyanın derinliğine Kendimi bir avuç buğday gibi Öfkeyle direnerek ve güvenerek Savurabilirim
Sayfa 143
Şiir
Türkler Suriye ve Mısır'da
Osmanlı'nın yüceliğini yaratan en büyük olay -İstanbul'un fethini aşan bir olay- Richard Busch Zantner'in biraz abartarak "malum dönem" adını verdiği, tek bir hamlede gerçekleştirilen 1516 Suriye ve 1517 Mısır fetihleri değil midir? Büyük Osmanlı tarihi bu andan itibaren yazılmaya başlamıştır. Farkına varılması gereken nokta, bizatihi fethin özel anlamda herhangi bir büyüklüğünün olmaması ve zorluk yaşanmadan gerçekleşmesidir. Suriye'nin kuzeyindeki sınır uyuşmazlıkları ve bundan da önemlisi Sudan'ın Türkler ile İranlılar arasındaki arabuluculuk girişimi, zamanı geldiğinde bahane olarak işe yaramıştır. Topu mertçe bir silah olarak kabul etmeyen Memlukler, 24 Ağustos 1516'da Halep yakınlarında Yavuz Sultan Selim'in toplarına direnememişlerdir. Suriye tek bir hamlede galiplerin eline geçmiş ve padişah 26 Eylül'de Şam'a girmiştir. Yeni Sudan Osmanlı otoritesini tanımayı red edince, Selim ordusunu Mısır'a kadar ilerletmiştir. Memlukler Türk topçuları tarafından, 24 Ağustos 1516'da Kahire yakınlarında bir kez daha darmadağın edilmiştir. Topçular bir kez daha büyük bir siyasal güç yaratmışlardır. Tıpkı Fransa'da, Moskof prensliğinde, Granada'da ve 1492'de olduğu gibi. Mısır tek bir kurşun atılmadan, düzen hiç bozulmadan fethedilmiştir. Büyük mülkiyetlerine dayanan Memlukler iktidarın esas kısmını kısa zamanda tekrar ellerine geçirmişlerdir. Bonaparte üç yüzyıl sonra onları aynı yerlerde bulmuştur. Baron de Tott "Sultan Selim kanunnamesi okunduğunda, bu hükümdarın Mısır'ı Memluklerden fethettiğine değil, sanki onlara teslim olduğu sonucuna varılabilir. Gerçekten de, krallığı yöneten yirmi dört beyi yerlerinde bırakırken, onların otoritesini, genel vali ve meclis başkanı olarak atadığı tek bir paşanın otoritesiyle dengelemekten başka bir şey düşünmemiştir ... " diye yazarken
Sayfa 460·Kitabı okudu
Buğday ticareti ve Osmanlı hk..
Türk buğdayının iyi dönemleri uzun ömürlü olmamıştır. Eğer İtalya gündelik yiyecek sorununu başka türlü çözmek zorunda kaldıysa, bunun nedeni Osmanlı'da zor yılların başlamasıdır. Bir tarihçi Osmanlı'da 1564-1568, 1572-1581 ve 1585-1590 tarihleri arasında olmak üzere, felaket dönemlerinden bahsetmektedir; fakat bu, aradaki tarihlerin bolluk dönemleri olduğu anlamına gelmez. Muazzam bir kent olan İstanbul'da bütün felaketler sıraya girmiştir: Yokluk, pahalılık, büyük açlıklar ve nihayet veba. Venedik balyozunun mektuplarından öğrendiğimize göre, "1561'den 1598'e kadar olan süre içinde 94 ay boyunca veba hüküm sürmüştür (toplam olarak yaklaşık 8 yıl); bu rakam gerçek rakamların altında kalmaktadır." Bu tanıklıklar önemlidir, fakat esas meseleyi gizleme tehlikesi taşımaktadır. Kendisini güçlü bir şekilde dünya hayatına eklemleyen zaferleri nedeniyle (Suriye, 1516; Mısır 1517; Rodos 1522; Belgrad 1540; Macaristan 1541), birkaç yıl süren buğday boomu nedeniyle, "Karolenj tarzına" uygun yaşam boyu geçerli fieflere (bir tür beneficium) dayalı olarak inşa edilen bu yıpranmış ülke, daha şimdiden eski bağları kopartacak kadar güçlü, ama gerçekten çağdaş ve yeni bağlar kuramayacak kadar zayıf bir parasal ekonomi tarafından kıskaca alınmıştır.
Sayfa 374·Kitabı okudu