Kadının Adı Yok
8/10
·182 syf.··
2026 22. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 21:25
Ana karakterin arkasında duramayacağım kararlar aldığı, uyguladığı eserleri okumaktan pek keyif almam ama ahlaki açıdan gri ve siyah zon hattında giden bir ana karakteri takip ettiğim bu eserde biraz arada kaldım. Yazarın kadının toplumdaki yerini eleştirmek için kaleme aldığı eser bunu ev içi sömürülen emek, kadının iş hayatındaki yeri ve toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden güzel yansıtmış ama kör noktaları çokça olanda bir anlatıya şu şekilde sahip ezilen olmaktan, ezenlerin oyununu oynayarak kaçmaya çalışan bir ana karakter görüyoruz, ‘baba’ olursa otorite sahibi olursa mutlu olacağını düşünen ana karakterimizin gözünden kendisi gibi bir hayatı seçmeyen tüm kadınların perişanlığına şahit oluyoruz, benzer şekilde sistem eleştirisi bakımından zayıf kalıyor denebilir kadınları çok çabalamaya çalışırsanız başarırsınız şeklinde resmediyor sistemin bireyleri başarısız yapmak için tasarlandığını fark edemiyor pek çok noktasında, tabiki burda yaptığım çoğu eleştiriyi günümüz lensinden bakarak yazıyorum ve belki bu lense sahip olmamın sebeplerinden başında bu ve bunun gibi kitapların etkisinde kalmış kadınların evrilmiş, gelişmiş fikirlerinin bugünlerde bana ulaşabilmiş olması bu yönüyle Türkiye de feminist hareketin çarklarını döndüren ses getiren bir eser, umuyorum ki kitapta ki karamsar ve depresif yaşamları bugün ve yarın kimse yaşamaz ve eşit,aydınlık bir geleceğin ortakları oluruz.
Kadının Adı YokDuygu Asena · Doğan Kitap · 20268,1bin okunma
7/10
·512 syf.··
2025 10. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 23:36
‎Edebiyat bazen bize ayna tutar, bazen ise karanlık bir dehlize hapseder. Lionel Shriver’ın Kevin Hakkında Konuşmalıyız eseri, ikinci tanıma tam uyuyor. Roman, sadece bir "suç" hikâyesi değil; anneliğin kutsal kabul edilen o steril imgesinin ardındaki çatlaklardan sızan, oldukça rahatsız edici bir hakikat arayışı. ‎​Eva, oğlu Kevin’ın işlediği o dehşet verici okul saldırısından sonra, aslında kendi içindeki suçluluk duygusunu ve "anormal" gördüğü anne olma halini bir mektup dizisiyle dışa vuruyor. Shriver, okuru bir mahkeme salonuna oturtuyor; ancak yargılanan sadece Kevin değil, Eva’nın kendi varoluşu, eşiyle olan iletişimsizliği ve modern toplumun ebeveynlik üzerindeki baskısıdır. ‎ ‎​Kitapta en çok altını çizdiğim cümlelerden biri olan "Son zamanlarda politika da benim için küçük, kişisel hikâyelerden oluşan bir yığına dönüştü. Artık hiçbir şeye inanmıyorum. Yalnızca insanlar ve başlarına gelenler var," itirafı, Eva’nın dünyasının nasıl paramparça olduğunu en iyi anlatan satırlardan. O, dünyayı değil, kendi küçük ve trajik evrenini çözmeye çalışıyor. ​Kitap boyunca sorduğumuz o yakıcı soru şu: Bir çocuk doğuştan mı "kötü"dür, yoksa biz mi ona o kötülüğü gıdasıyla, sevgisizliğiyle ya da fazla sevgisiyle aşılarız? Eva’nın o soğuk, mesafeli ama bir o kadar da içten dökülüşleri, okuru kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor. "Yalnızca vicdanı olan bir insana acı çektirebilirsiniz. Yalnızca boşa çıkacak umutları ya da sevdiği insanlardan uzağa düşmekten endişelenenler cezalandırılabilir," satırları, sanırım bu kitabın tüm o karanlık atmosferini tek bir noktada özetliyor. ‎ ​Bazen bir ebeveynin en büyük itirafı da şu oluyor: "Bugünlerde benim için anlaşılmak, sevilmekten çok daha önemli." İşte Eva, bu anlaşılma arzusuyla bizleri o dehlize çekiyor. ‎ ‎​Kitabın 2011 yapımı,
Edebiyat
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025239 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Toplumsal Çöküş
Puan vermedi·336 syf.··
2026 3. kitabı
Bir toplumda ahlaki ve vicdani çöküş ne zaman başlar? Herkes yanlışlara karşı "kör" olursa o toplumda değerlerden söz edilebilir mi? Ahlaktan uzaklaşırsa ne denli vahşileşebilir insanlar? Bu kitap bütün bu sorulara yanıt veriyor. Bir gün bütün dünyada körlük salgını başlıyor. Bunun bir salgın olduğunu anladıklarında körlük hastalığına yakalanan birkaç kişiyi bir akıl hastanesinde karantinaya alıyorlar. Üstelik gün geçtikçe daha çok insan geliyor hastaneye. Kapıya askerler koyuluyor, insanların hastaneden çıkması yasaklanıyor. Kaçmaya çalışanlar askerler tarafından devlet eliyle öldürülüyor. Hiçbir ilk yardım malzemesi yok. Bu sebeple bir adam bacağındaki yara enfeksiyon kaptığı için ölüyor üstelik. Peki bütün bunlar olurken sadece bir kadının görebildiğini söylesem. Kör olan kocasını karantinada yalnız bırakmak istemediği için kadın görevlilere Kör olduğunu söylüyor ve kocasıyla birlikte karantinaya alınıyor. Ama bir süre sonra körlük herkese bulaşıyor ve kapıdaki askerler de gidiyor. Hastanede çıkan bir yangın sonucu karantinadaki yüzlerce insandan sadece birkaç kişi hayatta kalıyor ve şehre iniyorlar. Ama şehirde de durumlar en az hastanedeki kadar kötü. Herkes kör olduğu için elektrikler ve sular kesilmiş, insanlar evleri ve dükkanları yağmalamış üstelik herkes bunu normal karşılıyor. İşin en can alıcı noktası ise kilisedeki figürlerin gözleri beyaz boya ile boyanmış. Sanki din bile kör olmuş, yanlışları göremeyecek duruma getirilmiş insanlar tarafından. Peki herkesin bir anda gözü açılırsa ne olur? İnsanoğlu kaybettiklerini nasıl yerine koyar? Günümüzdeki insanları anlatıyor diye düşünmüştüm bu kitabı okuduğumda. Gerçekten insanlar yanlışları çok kolay görmezden gelip normalleştiriyorlar bugünlerde. İşte toplumsal çöküş tam bu noktada başlıyor. Şimdi bu yazıyı
Duygu ve Düşünce
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
Puan vermedi·599 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 10:33
Bazı kitapların ilk cümleleri, bazı kitapların son cümleleri meşhurdur. Sanırım az sayıda ilk ve son cümlesi meşhur kitaplar vardır. Bu kitaplardan birisi de Nutuk’tur. Samsun’a çıkış ve Gençliğe Hitabe benim için önemli. Nutuk okumadan önce o döneme ilişkin, anı, hatırat, biyografi, roman vb. eserler okumuştum, haliyle konulara vakıftım. Bu nedenle okumamda anlatılan konulara yabancılık çekmedim. Kitapta Atatürk’ün dehası ve silah arkadaşlarının çalışkanlığı ön plana çıkıyor. Kitabın bazı kısımlarında silah arkadaşlarının siyasi amaçlar uğruna ters düşüşlerine de yer verilmiş, Kazım Karabekir, Refet, Rauf Orbay, Nurettin, Ali İhsan Sabis gibi paşalar ve Rıza Nur, Kara Vasıf vb. gibi siyasi kişilerin muhalefeti yer verilmiş, haksız oldukları yerler anlatılmış. Kazım Karabekir dışındakileri açıkçası pek tutmuyorum ama Kazım Karabekir’in anılarını da okumak lazım. Her ne olursa olsun, Atatürk’ün ulusu toplaması ve liderliği takdire şayandır. Bugünlerde dış mihraklar, içerideki bazı aldanmışlara Osmanlı hayali kurduruyor. Atatürk geçmişten onlara bu kitap vasıtasıyla cevap veriyor. Saltanat ve hilafetin niçin kaldırıldığını öğrenenler, zaten böyle temelsiz hayaller içine girmez. Osmanlı bizimdir ancak geçmişte kalmıştır. Kitabı herkese öneririm
NutukMustafa Kemal Atatürk · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202334,4bin okunma
Travma Ancak Sevgiyle İyileşir :)
Puan vermedi
Grafik romanları seviyoruz. Omzumdaki İki Arkadaş’a da bayıldık elimizden bırakamadan iki akşamda bitirdik. Sevdiğimiz yerleri birkaç kez okuduk, bazı bölümlerin üzerinde uzun uzun konuştuk. Aslında 5.sınıftan itibaren daha kolay anlaşılabilir. . Dediğim gibi bu bir grafik roman, çizgi roman yani. Resimleri çok güzel Yalnız yazılar küçük, özellikle gece okurken biraz zorlandık. . 11 yaşında iken annesi tarafından terk edilen Tavşan, Civcivi ve babasıyla yaşar ama babasının pek de iyi bir ebeveyn olduğu söylenemez. Bugünlerde kara bir kedi musallat olur Tavşan’a. Büyüdükçe de yalnız bırakmaz Tavşan’ıTavşan büyüdükçe de Kara Kedi bir Panter’e dönüşür . Bir gün yolda bulup beslemeye başladığı bir kuş onlarla birlikte yaşamaya başlar. Bu süreçte Tavşan geçmişiyle , Panter’iyle , taşıdığı yükleriyle yüzleşir .Su Samuru’nun yardımıyla iyileşir . Ben bu kitabı hem bir büyüme hikayesi hem de travmalardan iyileşme olarak okudum.İlkyaz ise annenin terk edişine odaklandı , kitabın ilk yarısında dönmesini bekledi ama maalesef yine de sevgi hayat boyu alabileceğimiz ve verebileceğimiz bir duygu. İyileştirmeye hazır, hep orada… Kaynaklarının herkes için farklı ve çeşitli olduğunu fark ettiğimizde akmaya başlıyor . Ben Panter’in koruyucu yönünü kabul edip ona sarıldığı yerden çok etkilendim. Her iyileşme önce kabul etmekle başlamıyor mu? . “Ne zaman rüya görsem, kendimi çocukken yaşadığım evde bulurdum.” . “Sadece her yeni güne göğüs germeli ve inandıklarınız için umutla yaşamalısınız.” .
Omzumdaki İki ArkadaşLee Suyeon · Yuzu Kitap · 2025431 okunma
Kadının Adı Yok
Puan vermedi·182 syf.··
2026 15. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 10:53
Kitap 1987 yılında yayımlanıyor ve 1988’de kitabın basımı yasaklanıyor. Çok ses uyandıran bir kitap ve Türkiye’nin ikinci feminist dalgasının ilk örneğidir. İçeriği göz önüne alacak olursak kitap başından sonuna kadar adı belirtilmeyen bir kadını ele alıyor. Başkarakterin çevresindeki kadınlardan da yer yer söz edildiği oluyor. Başkarakterin ilk kısımlarda kız kardeşiyle ve ailesiyle birlikte yaşarken çocukluktan yetişkin bir kadın olana kadar başından geçenleri ve çevresindeki kadınların da yaşadıklarını feminist bir bakış açısıyla sunuyor. Kendi bakış açıma göre yazarın feminizmi kitaba çok yediremediğini fark ettim. Bunun dışında kitaptaki başkarakter kadının önce üniversiteye gitmek için babasıyla vermiş olduğu mücadele sonrasında iş hayatındaki erkeklerle vermiş olduğu mücadelenin bugünlerde çok fazla değişmediğini görmekle birlikte kadının evliliğinin çarpık bir ilişkiye dönüşmesi hoşuma gitmedi.
Kadının Adı YokDuygu Asena · Doğan Kitap · 20268,1bin okunma