"Erein mor nigen bui." Bir insan için, gidilecek tek bir yol vardır.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak... İşte bui sevdanın ilk adımı değilmiydi ?
Sayfa 16
Reklam
Biliyorsunuz k bui yeryüzünde ne kadar esir varsa hepsinin de gece gündüz fikirleri, nasıl kurtulacağını aramak üzerinedir. Bunun için çeşitli yollar arar, planlar kurarlar Vatanlarına ulaşmak, sevdikleri ve yakınlarına kavuşmak için çareler ararlar.
Sayfa 159 - Bilge kültür yayınları 2015
Biyografi Edebiyat Anı-Mektup-Günlük
Rasyonel kararlar için laiklik
Mustafa Reşit Paşa'nın sadrazam iken Padişah'a yazdığı yazıda "...Paratoner tabir edilen telin cami minarelerine konulmasına bir tür sakınca olup olmadığı bilinmek üzere keyfiyet Şeyhülislamlıktan sorulmuş" ve bu hususta fetva istenmiştir. Cevapta "Her ne kadar bu maddenin bir şer'i sakıncası yoksa da şu aralık yapılmak lâzım gelse ihtimal ki, bazı kendini bilmeyenler bunu söz konusu edecekler. Bu itibarla şimdilik bunun ertelenmesi" İşte bu yazı Padişah'a gönderilmiş ve Padişah da "Paratonerlerin camilere alınması ve yıldırımdan bu müesseselerin korunması şimdilik şöyle dursun" demiştir. Bu öyle bir belge ki, Osmanlı tarihinde 150 senelik bir dönem içinde dahi Batı'nın ileri teknolojisinin alınmadığını göstermektedir. Neden alınmamıştır? Çünkü buı yenilik mutlaka meşihattan, Şeyhülislam'dan gerekli iznin alınmasına bağlıdır. Demek ki, Reşit Paşa dönemi, Tanzimat'ı kuran bu büyük insanın dönemi bile maalesef başarısızlıkla bitmiştir.
"Hepimiz kuantum doğamız gereği dehşet verici bir ahlaksal sorumluluğa sahibiz. Krişnamurti, dünyadan sorumluyum, çünkü "Ben dünyayım" diye dile getirmiştir bu durumu son yazılarında. Jung ise şöyle ifade eder: Eğer dünyada bazı şeyler yanlış gidiyorsa buı, bireyde bir şeyler yanlış gidiyor, bende bir yanlışlık var demektir Bu yüzden eğer ben duyarlı biriysem önce kendimi düzeltmeliyim."
İŞTE SINIR, İŞTE AT, İŞTE MEYDAN...
Ey, dışından görüldüğü kadar görünen vücut ve ey, içinde gizliliği bile gizleyen ruh!.. Hayatının dış çizgileri senin, binbir kere, binbir kimse tarafından hendeseleştirilmiş ve hiçbir noktası eksik bırakılmamış, harikulâde bir petektir. Şekillerin en intizamlısı, çizgi terkiplerinin en kemallisini düğümleyen bir petek... İşte ben, olanca ruhumun, ruhumdaki olanca şiir cevherimin, buı cevherdeki olanca aşk ve hassasiyet özünün balını, bu peteğin hücrelerine dökmek, hücrelerin çerçevelediği esrar mahfazalarında eriyip kaybolmak ve mukaddeslerin mukaddesi mevzuunda kendi teessüriyetimi bütün derecelerin üstüne çıkarmak dâvâsındayım. Demek ki, ben, aşmak istediğim sınırla, huzurunda, ham istiklâlin ne kadar gülünç, kör benliğin ne kadar sefil, dış mantık ve müşahedenin ne kadar aptal hâle geldiğini gösteren bir teslimiyet meydanı açmak istiyorum! Bu meydanda, bakalım kim en çok ve en güzel kendi kendinden geçebildi? İşte sınır, işte at, işte meydan!..
Sayfa 15 - Başlangıç, BÜYÜK DOĞU Yayınları
Peygamber sevdası
Reklam
Reklam