“gök tanrı’nın çocukları kul olmaz. seni, anan atan dünyaya getiriyor, terbiye ediyor, okutup yıllarca yetiştirmek için uğraşıyor; sonunda kul ol diye bunları yapmıyor. analar, çocuklarını kul olsun diye doğurmaz. gök tanrı da bunu istemez, bundan hoşlanmaz, buna kızar. kul olanı tepersin, ayağında itersin; ona saygı duymazsın, kullukta saygı yoktur.
gök tanrı, anan atan gibi onu sev ve onun eserlerine sahip çık, ister. gök tanrı, başını yere koyan, başını eğen oğul/ kız istemez. ben seni boynunu bük, başını eğ diye yaratmadım der. bir insan bir şeyin kulu kölesi olursa o kişi sıkışmış, bastırılmış olur. baskı altındaki kişi de bu baskıyı başkalarının üstünde kullanmak eğilimine sahip olur. bu eğilim, o insanın etrafına da yayılır; doğaya yayılır, kişi bu baskıyı hem çevresine hem de doğaya uygulamaya başlar. dinler arasındaki savaşlar, insana ve doğaya zarar verme girişimleri, kul olmanın getirdiği baskıdan kaynaklanır. bütün bu olumsuzluklar, insan zihninin altında bu kul olma baskısı yattığı için olur. bizim dedelerimiz, kul olmamaya çok önem verirdi; onlar kul olmayı reddetmişlerdir; hatta onlar kul olmanın dünyanın sonunu getireceğini söylerlerdi. bu kulluğu zihinden atarsak eşitler arası eşitlik prensibine göre dünya işlerini yürütürsek kul olma düşüncesi böylece kaybolur.
bu prensibe dayanan insan her zaman güçlü, herkesi kucaklayan bir insan olur. bir insan bütün dünyaya sevgi ve saygı verirse, dünya da o insana aynı cevabı verir. böylece bu insanda insanlığı ve yeryüzünü bitirme ve zarar verme düşüncesi kaybolmuş olur.
tanrıcılıkta soyun devamı için günah işlememelisin çünkü sen sadece kendinden sorumlu değilsin; önceki ve sonraki soyundan da sorumlusun. kul olan kişinin sorumluluğu sadece kendi içindir. kul olanlar, her insanın gök tanrı olduğunu