Gece yarısına doğru Tuileries'nin oradayız, biraz oturmamızı istiyor. Önümüzde, boşluktaki eğimini gözleriyle izliyor göründüğü bir fıskiye dimdik yükseliyor. "Senin ve benim düşüncelerimiz bunlar. Bak nereden çıkıyor, nereye yükseliyorlar, tekrar suya düştüklerinde şu güzelliklerine bak. Suya karışır karışmaz aynı güç tekrar kavrıyor onları, yeniden şu kırık dökük yükseliş, şu düşüş... Sonsuza dek hep böyle." Haykırıyorum: "Fakat Nadja ne kadar garip bir şey bu! Senin asla bilemeyeceğin, bir süre önce okuduğum bir kitapta neredeyse aynı biçimde ifade edilen bu imgeyi de nereden çıkardın?"