YouTube kitap kanalımda Hani kitabını önerip en sevdiğim şiirlerden bahsettim: ytbe.one/ZHFew7sBSeE
"Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, senin ile olmaya bağlayan
O, işte..." Oruç Aruoba
"Sevdiğiniz için acı çekiyorsunuz, daha fazla sevin. Aşk yüzünden ölmek, yaşamaktır." Victor Hugo
Yoksa Oruç Aruoba'nın içine Spinoza'nın cevheri mi kaçmıştı?
"Hani" eğer aklıma biri gelecekse, sadece elim değil diğer herhangi bir uzvum da senden başkasına gidemez. Oysaki sadece elim gitseydi diğer organlarım elimi kıskanırdı, bu kadar güzel bir yere gitmeyi hak ettiği için.
Bindiğimiz vapurlar iptal oldu, bakma sen. Hava şartlarından diyorlar. Yok canım! Ben pek inanmam haberlere. "Hani" iki kişilik bir haber kanalıydı bizimkisi, kimsenin izlemediği. İnsanların kendi ruhlarını iskelelerde bıraktığı ve kimsenin binmediği vapurların seferleri hakkında konuşurduk senle. Fakat bu sefer neden oldu böyle?
Duygu iklimimiz sevdiğimiz kadınla birlikte kendisini tinsel mevsimlerimizde tanımlatır. Eğer hatırlıyorsan "hani" sana gereksinimim olmadan seni isterken ve sensiz de olabilecekken sen ile olmayı seçen biri vardı, bu da benim bir zamanlar duygu iklimimi oluştururdu.
Sevmemiş olabilirsin tabii beni, bir "Hani" kadar. Bunu anlarım. Fakat "Hani"yi küçümsememelisin. "Hani" kelimesi sınırı bir ilişkinin cesaret çitinden atlamasının çıkardığı sestir. Bu yüzden bu kitabın içinde yazanlardan sonra hayatın diğer sesleri yükselir. İnsan ruhunun sesi ise id'dir. Orada yer bulur tutkularımız, orada yer bulur kendimize seslenmelerimiz. Bu yüzdendir sözcüksüz kalmalarımız.
Farkında mısın, sana hiç hangi eczanede kahvaltı yapmak istediğini sormamıştım. Oysaki her gün benim önümde bir çift kişilik
YouTube kitap kanalımda Freud'un hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: ytbe.one/63ikZqbdnAA
Bu kitabı okumaya başladığımdan beri 100den fazla kişi beni takipten çıktı. Demek ki bir şeyleri görmekten ve duymaktan hala korkuyoruz. Ama neden korkuyoruz? Kendi cinsel kökenlerimizi öğrenmekten mi? Artık Berlin Duvarı gibi olmuş tabularımızı bir bir devirmekten mi? Neden korkuyoruz?!
Çocukluğumuzdan beri cinsellik konusu ne zaman geçerse geçsin bize hep "Şş, çok ayıp sus bakiyim" denilerek ayıplanıp susmak öğretildi. Cinsel eğitim verilip özel bölgelerimiz öğretileceği yerde bastırılıp içimize kapanmak öğretildi. Bu konuyla ilgili bir şey merak edip ailemize sorduğumuzda bize hiç cevap vermeyen duvarlara bakmak öğretildi... Bütün bunlar arasında kendi kendimizi nasıl eğitebilirdik?
"Hadi göster amcalara bamyanı" dendi, cinsellik bir güç gösterisi olarak kodlandı. Lisedeki biyoloji derslerinde üreme sistemi anlatılırken herkes dersi kaynattı, cinsellik bir şaka malzemesi sanıldı. Üniversitede milli olup olmadığın üzerinden arkadaş ortamlarında yoklama alındı, cinsellik bir istatistiğe dönüştü. Bu muydu lan sizin anladığınız cinsellik?
Bakın Freud bu kitabında hepinize ne diyor:
"Çocuk, cinsel araştırmalarında her zaman yalnızdır; bu onun için dünyaya yönelmek amacıyla attığı bir ilk adımdır ve o zamana kadar tam bir güven beslemiş olduğu çevresindeki insanlara karşı kendisini yabancı hissedecektir." [s.96]
Hangimiz yalnız ve yabancı hissetmedik ki kendimizi? Hangimiz ezilip büzülmedik ki bu konuda cahil bırakılışlarımızla? Hangimiz elimizdeki farkındalık balyozuyla o tabu tuğlalarından oluşan duvarları kırmak istemedik? Yaradılışımızı ve Adem ile Havva'yı hatırlasak yeterdi aslında. Maslow'un
"Kitap okumayan, fikirlerle tartışmayı bilmeyen, kırdığını düzeltmeyen, yanlışlarını görmezden gelen, hayvanları sevmeyen, kendinden başkasına yararı olmayan ve kendini her zaman haklı zanneden sığ insanlardan uzak durun. Emin olun daha mutlu olacaksınız"
Kelimeler hayatın ahengini bozarlar. Sokakta bir kedi yavrusunu görürsünüz, eve alırsınız, bir ad koyarsınız, o günden itibaren bu kedi sizin için bir mesele olur.