Puan vermedi·252 syf.··
2026 10. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 20:33
Hayat başlayınca neler olacağını kimse bilemez. Çekilecek kaç acı, yaşanacak kaç yalnızlık vardır bi’ ömürde? Karakterimiz 8, içinde bolca acısı ve kederi varken fiziksel dünyasında eksiklikleri olan biri. Yaşamında çoğu şeyi görüp geçirmiş, fazla tökezlemiş ama hep devam etmiş. Bazen bu devam edişinde bir umut değil mecburiyet olmuş ama yine de bir şekilde ilerlemiş. Öyle zamanlardan geçmiş ki yalandan sevmeleri gerçek sanmış, yaşanan hataları doğru. Gerçi kim her şeyi olduğu gibi görür ki zaten? O da görememiş, insanlık hali… Sonra yeni bir dönemi başlıyor hayatının. Bunca zorluğa ve yanılmaya karşın her şey daha iyi olabilir mi? Çaba ve emek yeterli mi? Karakterimiz 8, hayatta istediklerini gerçekleştirebildi mi?.. Hüzün dolu sayfaları olan bir eser En Büyük Zaaf: Sevgi. Zaten isminden de belli, zaaflarımız ve sanmalarımız üzerine çevirli eser. Yazar ile tanışma eserimdi kendisi. Açık bir anlatımı vardı ve okuması kolaydı. Yer yer hüzün dalgalarına okurunu kaptıran eser, çabalamayı ve vazgeçmeden devam etmeyi aktarıyordu. Dilerim ki yazarın kalemi daim, okuru bol olur.
En Büyük Zaaf: SevgiEisner Löwen · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20268 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 13. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 18:44
Bazı şeyleri kabul etmek gerek. Meselâ hepimiz Bilge Karasu okuyamayız. Okuyan bir çoğumuz, hepimiz Bilge Karasu'yu anlayamayız. Anlayanlarımız da sayıca az olabilirler. Bu çaba, bu gayret... Troya'da Ölüm Var, birkaç seneye yayılarak, 50'li yıllarda yazılmış ve yazarın da ilk eseri. Kitabın son bölümüne dek hiç de sıradan olmayan bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu anlamamızı kafamıza nazikçe vura vura gösteren bir üslûpla Bilge Karasu edebiyat dünyamızdan içeri giriyor. İlk bölümler, bir romanın savruk dağınık parçaları olan ama ayrı ayrı da lezzeti alınabilecek bu öyküler, sesin akıp gitmesi, çağıldama anlamında, güzeller. Gördüğümüz şey, okuduğumuz şey; çocukluğunun beldesine dönen baş karakterimiz, onun çocukluk hatıraları ve adı geçen arkadaşların büyümeleri. Ancak birbirine kolayca ekleyemeyeceğimiz bu büyüme hikâyeleri olayları, akışları düz bir çizgide art arda sıralamayı oldukça zor bir hâle sokuyor, belli ki 70 sene öncesinin kalemi bunca zamana dayanabilmiş, eskimemiş bir hikâye, bir roman koyuyor önümüze, zira bugün de bu denli karmaşık, dilin bu kadar etkileyici şekilde kullanılabildiği eserler yazmak kolay olmasa gerek. Bu anlamda Bilge Karasu aslında bir günümüz yazarı. Eser, ölmemiş; bana mısın diyen okuru yakıp kül edecek denli güçlü bir ejderha haykırışı gibi . Kitabı okudukça, bağlantılar azaldıkça, sadece bazı şeyleri kavrar gibi kaldıkça okumayı istemediğimi anladım aslında. Kitabın yarılarında kişiler çoğaldıkça, aralarındaki bağlar daha net ortaya konmadığı için ya da ben bunu ıskaladığımdan kitaba devam etmekte zorlandım. 50li yıllarda eşcinsel duygular, arayışlar vb karmaşaları belki ancak bu şekilde anlatabildi yazar, dilin karmaşıklığı ve sadeliğin esamesinin okunmaması kimbilir ne denli zorluklarla dolu hayatındaki karmaşa ve
Troya'da Ölüm VardıBilge Karasu · Metis Yayınları · 2022764 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·244 syf.·
2026 2. kitabı
Tamamen subjektif bir perspektiften yorumlamak isterim bu kitabı. Nedenini metnin ilerleyen kısımlarında özellikle açıklayacağım. Öncelikle kitabın ismine odaklanalım; Outliers. Yani diyor ki başarılı insanlar çizginin dışındadır. Öyle midir? Hangi çizgiden bahsediyoruz? Doğduğumuz ülke, büyüdüğümüz kültür ve aile yapısı, doğum yılımız, hatta doğum ayımız.. Çizgiyi hangi parametre belirliyor? Ve biz bunca parametrenin sebep olduğu hangi sayısız kombinasyonun bir alamet-i fârikası sonucu başarılı oluruz? Öte yandan başarı nedir? Kitap bu soruya cevap vermekten uzak, ancak alt metinden de anlıyoruz ki spesifik bir alanda çığır açan bir fikrin altında imzası bulunan herkes başarılıdır. İster yazılım dünyasında olun, ister hukukta ya da bir spor dalında hiç farketmez. Yeterince akıllı ve zeki olmanız, zengin olmanız, en ideal koşulları size sunan bir ülkede doğmuş olmanız güzel fırsatlar olmasına rağmen tek başına başarılı olmanız için yeterli değildir. Doğru zamanda doğmuş olmanız da gerekir. Yetmezmiş gibi cevherinizi parlatacak konularda size fırsatlar sunabilecek insanların da etrafınızda bulunması gerekir. Çünkü başarı denilen şey, kümülatif bir avantajdır. Öte yandan, yaptığımız işin “anlamlı” olduğuna dair içsel bir motivasyona da ihtiyaç duyuyoruz. Kitaba göre bir işi anlamlı kılan üç unsur var: karmaşıklık, otonomi ve çaba ile ödül arasındaki ilişki. Bu noktada, başarının en kritik adımı olarak görülen “çok çalışmak” kavramı anlamını yitirmiyor mu? Yazarın şu ifadesi bu soruyu daha da keskinleştiriyor: “Çok çalışmak, eğer hiçbir anlam taşımıyorsa, bir tür hapis cezasıdır.” (s.124) Ne kadar da haklı, öyle değil mi? Yazar, daha iyi bir dünya için başarıyı belirleyen bu şanslı farklılıkları ve keyfi avantajları yeniden tanımlamamız, fırsat eşitliğine odaklanmamız
1000Kitap
OutliersMalcolm Gladwell · MediaCat Yayınları · 202210bin okunma
İki Şehrin Hikayesi | İnceleme
10/10
·494 syf.··
2026 2. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 22:12
Olayların kurgulanma biçimi bakımından beni kendine hayran bıraktığını ilk başta belirtmekle birlikte birçok satırına ayraç koyarak geri döndüğüm bir kitap oldu. Her bir yeni bölümün bitişi beni asıl olaya şimdi girdik, hikaye şimdi başlıyor dedirterek heyecanla okuttu ve şaşırdığım yer de burası oldu. Her yeni bölümde tren yolunun rayları döşenmiş aslında, çekiçler demirlere bölüm sonlarında sertçe vurulduğu için aciliyetle devam etmemi sağladı. Bölümlere verilen isimlerin de oldukça oturduğunu söylemeliyim, hepsi çok hoştu. Diline bayıldığımı söylememe gerek yok, bilinen girişinden belli zaten. Benim için bu kitapta her karakter baş karakterdi. Çünkü her bir karakterin gelişimi o nitelikte bir manzarayla resmedilmişti. Hiçbiri birbirinden daha az ya da daha fazla bahsedilmemişti ve böyle bir dizayn içinde ana olayın ne olduğunu kavramakta, hangi karakterin hayatını tam olarak dikkatle izlemem gerektiği konusunda zorlandım. Bakıldığında, karakterleri ve ruhlarını tanıtmakta uzunca bir çaba harcadığını söyleyebiliriz Dickens'ın. Patlama noktasından sonra da kendini daha hızla okuttu zaten. Neresinden başlasam bilemiyorum gerçekten. Sanırım açlığın ruh emici gibi her sayfada gezinmesinden başlamak makul olur. Şarap fıçısının döküldüğü o ikonik sahne va daha nice kıtlığın belimize iğnelerini sokarak canımızı sıktığı her satırda, Dickens'ın da bir feodalite mağduru olduğunu fark ettim. Böyle gerçekçiliğin, yaşanmamış bir temadan gelmemesi mümkün değil. Gerek Fransız Devrimi öncesi gerek sonrası, özellikle meyhaneci Mösyö ve Madam Defarge tarafından inanılmaz bir yönetim düşmanlığı betimlemesinin işlendiğini görüyoruz. Kurgunun başlangıç noktası karakteri desek yanlış olmayacağı Doktor Manette'nin, aristokratların gazabına uğramasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen
Edebiyat
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,6bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2026 11. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 00:28
Tek Bir Bakış, benim Harlan Coben ile tanışmama vesile olan ilk kitap oldu. Ancak okurken sık sık klasik Amerikan gerilim filmlerinin havasını hissettim. Hani şu klişelerle dolu, buram buram ‘American Dream’ kokan ve tam bitti derken son 15-20 dakikasında yeni bir sürpriz yapmaya çalışan filmler vardır ya… Bu kitap da benim için tam olarak öyleydi. Yazar okuru şaşırtmaya çalışmış, ancak bu çaba bana pek geçmedi. Ne yazık ki kitap, o aradığım gerilimi veremedi. Bunca yıllık duyumlarım ile beklentiye girmiş olabilirim. Fakat uzunca bir süre okumak isteyeceğim, elimin gideceği bir yazar olmadı. Kitapla ve saygı ile kalın.
Tek Bir BakışHarlan Coben · Martı Yayınları · 2017666 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 1. kitabı
Bir evin planı ardında ne saklayabilir? Neden evde geçitler var ve çocuk odasının penceresi yok? Satın alınmak istenen bir ev için danışılması ve kat planlarındaki anormalliklerin fark edilmesi, üzerine kurulan teorilerle başlıyor ve devam ediyor. Ardındaki gerçeği öğrenene kadar farklı bir gerginlik hissettirdi. Her teoride artan bir gerginlikti ve kitabın içindeki görsel kat planlarını gördükçe, yeni detayları öğrendikçe artmaya devam etti. Ardındaki neden ise trajik ve şok ediciydi. *** Spoiler Yazar ve Mimar Kurihara'nın teorileri temelden başlayıp ayrıntılara doğru ilerledi ve ilerledikçe de işin gerçeğini buldular. Ama bunu bulmalarında hızlandırıcı olan kesinlikle Yuzuki'nin dahil olmasıydı diye düşünüyorum. Ailenin yıllar öncesinde kendi içlerinde gerçekleşen çarpık ilişki ve bunun sonucunda çıkan anomalinin ailenin üvey kısmı tarafından ‘büyü’ ve ‘büyücü’ adı altında, sırf aileyi yıkmak için korkunç bir ritüele dönüşmesi okurken sindiremediğim detayları arka arkaya almama neden oldu. Ben bunu sindirememişken bu ritüelde çocukların yıllar boyunca kullanılmaya devam edilmesini fark etmek ise “bunca insan bunca zaman bunu nasıl devam ettirebilir, biri de çıkıp ‘biz ne yapıyoruz?’ demedi mi?" diye düşünmeme neden oldu. Küçük çocukların sırf atalarından kaynaklı bir anomali ile doğduğu için gizli odaya hapsedilmesi ve katile dönüştürülmesi korkunçtu. Aslında bunu durdurmak isteyen kişi Yuzuki'nin ablası Ayona ve onun eşiydi ama yaptıkları plan ve fedakârlıklar istedikleri sonuca ulaştırmadı. Çocuğu yanlarına almaları; ona insan olduğunu, duyguları olduğunu hissettirmek ve mutlu büyütmek için çaba göstermeleri karanlığın içinde yanmaya çalışan ışık gibiydi. Planı aynı zamanda o çocuk kendi çocukları ile karşılaşmasın diye kullanılan bir evde; o çocuğun,
Roman
Tuhaf EvUketsu · Nox Yayınları · 2026958 okunma