Kalbim birakmakkkk
Karanlık gökyüzüne bakıp ağlamamak için derin derin nefesler almaya başlamıştım. Bir buçuk yıldan sonra neden şimdi dönmüştü? Parmağımdaki yüzüğe bakınca gözlerimden süzülen bir damla yaşa engel olamadım. “Neden bir hafta önce değil de şimdi?” Tam onu aşmaya başlamışken hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gelmişti. Arkamda duyduğum adım sesleriyle hemen gözyaşlarımı silip kendimi toparlamaya çalıştım. Yavaşça arkamı döndüğümde onu gördüm ve bir anlığına tüm dünya durmuştu. Gurur’un peşimden gelmesini beklemiyordum. Bir eli cebinde bana doğru ağır adımlar atarken ne kadar da rahat görünüyordu. Ona baktıkça beni kuşatan bu dejavu duygusunu daha yoğun hissediyordum. Onunla ilk karşılaşmamız yine Mukaddes Hanım’ın köşkünde olmuştu. O gece de kalabalıktan bunalıp arka bahçeye gelmiştim. Yerde bulduğum bir yüzüğü parmağıma taktıktan sonra Gurur çıkıp gelmişti. Yine buradaydım, yine parmağımda bana ait olmadığını hissettiğim bir yüzük vardı ve Gurur yine peşimden gelmişti. Sanki tarih kendini tekerrür ediyordu. Tam karşımda durduğunda tek kelime etmesine izin vermeden köşke doğru bir adım attım fakat Gurur kolumu tutarak beni durdurdu. İri parmakları mengene gibi kolumu sardığında yeşil irisleri her zamanki gibi alaycıydı. “Yoksa benden mi kaçıyorsun?” Aradan geçen günlerden sonra bu kadar rahat ve alaycı olması beni delirtiyordu. “Ne münasebet.” Kolumu çekerek arkaya doğru bir adım atıp aramıza biraz mesafe koydum. “Neden senden kaçacakmışım?” Bakışları kurşun gibi beni delip kalbime ulaştığında cevap vermeden önce bir süre beni izledi. Öyle bir bakıyordu ki alaycı tavırları bile bakışlarının ardındaki o yoğun duyguyu saklayamıyordu. “Kaçmıyorsan neden ben geldim diye gidiyorsun?” Sessiz kaldığımda suskunluğum ona gereken cevabı veriyordu. Gözleri parmağımdaki yüzüğü
Alıntı
ŞİFAYA VÂYE GÜNLÜKLERİ Öyle bir zamanda yakacaksın ki gemileri, deniz bile susup bakacak cesaretine. Ne sağ kalacaksın o eski halinle, ne de bugüne kadar sarıldığın bahaneler kurtulacak senden. Çünkü bazı vedalar, kaçış değildir… bizzat kendine varıştır. Yüzünü güneşe çeviren çiçekler gibi, baharı işleyeceksin hücrelerine— inatla, usul usul, geri dönmeden. Ve anlayacaksın; kalışın bir anlam taşımıyorsa artık, gidişin bir zaferdir. Sessiz ama sarsıcı bir ilan gibi: “Ben buradaydım… ve kendimi seçtim.” ~Demet 🌿
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Sevgili Lilyum... Bugün son gecem. Yarın gidiyorum. Çocukluğumun geçtiği sokakları, yıllarımı bıraktığım kaldırımları, adımlarımın ezberlediği yolları, yüzümü gökyüzüne çevirip hayaller kurduğum köşeleri ardımda bırakarak gidiyorum. Belki bir şehirden ayrılmak bu kadar zor olmamalıydı ama insan bazen bir yerden değil, o yerde bıraktığı kendisinden ayrılıyor. Bu gece pencereden dışarı bakıyorum ve her şey bana yabancı gelmeye başlamış gibi. Oysa yıllardır buradaydım. Her sokağında bir anım, her köşesinde bir izim vardı. Şimdi ise sanki ben giderken şehir de sessizce benden uzaklaşıyor. İnsan büyüdüğünü böyle zamanlarda anlıyor galiba. Bir bavulun içine birkaç eşya sığdırabiliyorsun ama yıllarını koyacak yer bulamıyorsun. Çocukluğunu katlayıp bir köşeye yerleştiremiyorsun. Anılarını fermuarını çekip kapatamıyorsun. Çünkü bazı şeyler valizlere sığmıyor Lilyum... Bazı şeyler insanın içinde kalıyor. Ve galiba insan en çok giderken yalnızlığını fark ediyor. Derdini paylaşacak kimseyi bulamadığında anlıyorsun bu hayatta ne kadar yalnız olduğunu. Kalabalıkların arasında yıllarca yürüyebiliyorsun ama bir gün geliyor, omzuna başını koyabileceğin bir insan arıyorsun. İşte o zaman anlıyorsun; bazı eksikliklerin sesi yokmuş ama insanın içini en çok onlar acıtıyormuş. Ben bugün yapayalnız olduğumu anladım. Öyle büyük cümlelerle değil... Sessizce. Bir şey anlatmak isteyip de anlatamadığında... Telefon rehberinde onlarca isim olup hiçbirini arayamadığında... İçinde kopan fırtınayı kimsenin duymadığını fark ettiğinde... Sessizce anlıyorsun. Bazı geceler vardır, insanın konuşacak gücü kalmaz. İçinde biriken her şey boğazında düğümlenir. Cümle kurmaya bile mecali olmaz. İşte o zamanlarda insan, gözlerine bakıp "İyi değilsin" diyebilecek birini arıyor. Ne büyük ihtiyaçmış meğer
Şiir
Buradaydım: Çürüyordum. Tepemde durmak bilmez güz yağmurları dibimde birikip duran yeraltı suları. Dallarım ıslak, köklerim patlak yapraklarım sarı-kızıl, ölüm rengi. Buradaydım: Yitiyordum. Oruç Aruoba
Alıntı
İlkel insan mağarada bizon çiziyor. Modern insan kahvesinin köpüğünü çekip hikaye atıyor. İkisi de "Ben buradaydım" demeye çalışıyor..
sen yokken de ben buradaydım seninle yine seni anlatıyordum herkese anlattığım gibi kapattığın kapıların ardında da habersiz çıkarsız anlattım seni ben sahi kimdi giden sahi giden miydi terkeden