O kadar güzel bir şeydir ki tövbe, bunu Hazreti Peygamber (s.a.v.) şöyle anlatıyor: Bütün yiyeceğini, bütün ihtiyacını yüklediği devesinin çölde kaybolduğunu gören bir adam, bir müddet uyuyup tamamen ümidi kestikten ve susuzluktan dudakları parça parça olduktan sonra, artik ölümü beklediği sırada devesini birden bulursa nasıl sevinir? İşte kul tövbe edince Allah o adamdan fazla sevinir. Yahu Allah senin tövbene seviniyor ya, sen gel artık bunu anla ya... Sana nasıl bir aşkı var, nasıl seviliyorsun bir anla... Seviliyorsun, sevildiğini bil, yanlış yapma. O'nun bir şeyi eksilmez, olan sana olur. Allah sen dostluğunu tazeledin diye sevinir.
Ayetle sabit malum; Hazreti Ali ve Hz. Fâtıma evlatları hastalıktan kurtulunca şükür için oruç tutmaya karar veriyorlar. Üç gün üst üste, ellerindeki tek yiyeceği iftarda kapılarına gelen fakir, yetim ve esire veriyorlar. Sebeb-i nüzul oluyor ve şu ayet iniyor: "Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler."* Bunu da not etmeli ve insan az da olsa îsar için bir şey yapmalı. Yarın sorulduğunda, "Ya Resulullah (s.a.v.), sana benzemek için elimden bu kadarı geldi, elbette benimki çapıma münasip olacak ama o sıraya girmek için, o ahlakı bir miktar kendime mal etmek için, sana benzemek için şu kadarını yapabildim," diyebilmeli.