Burak Yıldız

Elini vermeye alıştır, birgün can vereceksin
Sayfa 48 - Profil Kitap·Kitabı okudu
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bilenler söylediler; insanlar cennette oturup konuşuyorlarmış -dünyadan ayrıntı, hatıra nakletmeyi, sohbet etmeyi severlermiş- fakat dünya hayatinda yaşanıp da üzüntü bırakan her şey cennete girerken silindiği için -çünkü cennete üzüntülü girmek yasak- geriye hatırlayacak pek bir şey kalmıyor. Biri demiş ki, mesela Hayati Bekir'e, dünyada tatlı olan bir şey hatırlıyor musun? Yok abi yok, diyor, dünyada tadı ne var, bir şey yok. Düşün düşün... En son birisinin aklina geliyor: Uyku vardı ya uyku! Hah, diyor, bak o tadıydı! Tamam, gerçekten yahu, o tatlıydı... Şimdi gelin düşünelim: Seksen yıllık dünya hayatinda uykudan başka cennette hatirlayabileceğin bir lezzet yoksa bu ne demektir? Uyku, ölüme benzediği için tatlıdır. Ruh bedenden biraz ayrılıyor ya, o bakımdan... Tamamen aynlınca gör sen lezzeti... Lezzet, ruhun bedenden tamamen ayrılmasında. Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber ?
Sayfa 41·Kitabı okudu
Din
Kalpten çıkan kalbe gider
Bu kadar süslü kelimelere de ihtiyaç yok o zaman. Öyleyse şunu sorayım: Bizde hâl olmadığı için mi cumlelerimizi modifiye etmeye çalışıyoruz? Yani biraz da süslü cümlelerin arkasına bir şeyler mi gizliyoruz, ne dersiniz? Tabii, artistlik yapıyoruz. Aslında hiç hoş bir şey de değil, süslemeye hacet yok. Hani anlatırlar, Bişr-i Hafi Bağdat Meydaninda kamçı yiyen, zina suçu İşlediği için sırtina seksen kamçı vurulmasıyla cezalandırılan bir delikanlıyı seyreder. Delikanlı ahalinin içinde kamçıyı yiyor ama sanki helva yiyor, yüzünde hiçbir hoşnutsuzluk, olumsuzluk yok. Yaklaşıp soruyor Bişr-i Hafi: "Evladım, bu kamçıyı yiyen at bile bağırıyor, sana ne oldu ki, sen nasıl bir eğitimden geçtin ki gıkın bile çıkmıyor?" Sen Abdülhey misin yani? Delikanlı cevap veriyor: Sevgilim şu kalabalığın içinde beni görüyorken eğer feryat edersem, senin yüzünden acı çekiyorum demiş olurum ve onu üzerim. Onu üzmektense ben burada ölürüm." "Evladım, aşkta böyle olur, tamam da... O kızın seni görmesi bu kadar mühimken, sen bunu bu kadar önemsiyorken, alemlerin Rabbi seni gördüğü halde bu günahı nasıl işledin yavrum?" Çocuk bir iki saniye düşünüp "Allah" diyerek şehit oluyor, düşüyor yere. Şimdi Bişr-i Hafî'nin sözünde süs yok, tasannu yok, süsleme yok, edebiyat yapmıyor -amiyane tabirle söylüyorum. Ama kalbinden vuruyor. Ne o? E kalpten çıkan kalbe gider, ağızdan çıkan kulaktan döner!
Sayfa 37 - Profil Kitap·Kitabı okudu
Din
Hal
Yahu dost dostu hatırlatır. O adam Allah dostuysa onu gördüğün zaman Allah'ı hatırlarsın yani, bu. "Nasıl olmalı güzel insan, güzel Müslüman?" dediler. Cevaba bakın: "Geldiği yere sürür ve neşe getirir, giderken de hüzün bırakır. Arkasından, Ah nerede? denir, özlenir, aranır." Allah'tan bunu istemeli, böyle olmayı istemeli, güzel olmayı istemeli güzel kardeşim. Bazılarını görüyorum, adamın cennete gittiği yürüyüşünden belli. Belli ki cennetlik işte, başka bir yere yakışmıyor. E şimdi onun haline baktığınız zaman çok derin bilgisi olması, ne bileyim her sualinize cevap veriyor olması, ansiklopedi gibi olması gerekmez, geçiniz onları. Adam Meydan Larousse’u ezbere biliyormuş, bana hava atıyor, iki buçuk liralık flash bellekle hallediyorum ben o işi. Ne yani! Ama hal... Sen bana halden haber ver.
Sayfa 33·Kitabı okudu
İlişkiler
Güzel insan kime denir ?
Bütün hayatınızla, yaşayış biçiminizle sizi ciddiye alan, size bir şekilde tabi olan, emrinizİn altindaki, yanınızdaki kişi -talebeniz, evladınız, kardeşiniz, kanaat önderliğini yaptığınız gençler- kim olursa olsun, size baktığında, sizi gördüğünde neşe duymalı. Güzel insanın tarifi de böyle yapılmıştır.
Sayfa 32 - Profil Kitap·Kitabı okudu
Eğitim