Fakat hakikaten mütevazı olan kişi, kendi kendine şunları tekrarlar: “dua edemeyecek kadar çekingen, bir kilisenin kapısından giremeyecek kadar ölgünüm; gölgeme boyun eğiyor ve Tanrı'nın dualarıma teslim olmasını istemiyorum.” Ona ölümsüzlük teklif edenlere de şöyle cevap verir: “gururumun da bir haddi var; kaynakları sınırlı. Siz, imanınız adına benliğinizi alt ettiğinizi düşünürsünüz; aslında şu süre size yetmediği için onu ebediyete kadar uzatmak arzusundasınız. Kendinize güveninizin inceliği yüzyılın bütün iddialarını aşar. Sizinkiyle karşılaştırıldığında, aldatmaca ve hava civa olduğu açığa çıkmayan bir zafer düşü var mıdır? İmanınız, cemaat tarafından hoş görülen bir azamet sayıklamasından başka bir şey değildir, çünkü çarpıtılmış yollardan gider; fakat yegane saplantınız naaşınızdır: zamandışılığa düşkünsünüzdür ve bu saplantınızı dağıtan zamana zulüm edersiniz. Göz koyduğunuz şeyler için bir tek ahiret yeterince geniştir; yeryüzü ve anları size Fazla dayanıksız görünür. Manastırların megalomanisi, sarayların şatafatlı ve ateşli anlarında tahayyül edebildikleri her şeyi aşar. Kendi yokluğuna rıza göstermeyen kişi bir akıl hastasıdır. Herkes içinde buna rıza göstermeye en az hazır olan da mümindir. Süregitme iradesi bu kadar uzağa vardırıldığında dehşet verir bana. Sınırları belirsiz bir Benlik’in hastalıklı cazibesinden kaçıyorum. Ölümlülüğümün içinde yan gelip yatmak istiyorum. Normal kalmak istiyorum.”
(Tanrım, bana hiç dua etmeme gücü verin, her nevi tapınma saçmalığından koruyun, beni Siz’in elinize hepten teslim edecek o sevgi eğilimini benden uzak tutun. Kalbimle gökyüzü arasında boşluk genişlesin! Issızlıklarımı mevcudiyetinizle doldurmanızı, gecelerimi nurunuzla hırpalamanızı, Sibiryalarımı güneşinizle eritmenizi hiç temenni etmiyorum. Sizden de yalnız,