...kadın olmak başlı başına ihtilaldi. Her gün bir zihni fethedip varlığını olduğun gibi kabul ettirmekle geçen gündelik ama sonsuza kadar süren bir ihtilal. Her gün yeniden başlayan, hiç bitmeyen bir direniş. İnsan yerine konulmanın savaşı! Kendi kadınlığından bihaber, dekolte vitrini gibi gezinen birçoklarının arasında engellere rağmen ilerlemeye çalışan bir yoldu kadınlık.
Her şeye rağmen kadın kalabilmekse en büyük zaferdi! Çünkü dünyanın en çok kadınlara ihtiyacı varken, sadece üç beş abazan aç bırakılmış cinselliklerine mazeret arıyor diye, objeleştirilen kadının tüm varlığını hayattan çekip saklanması hayata ihanet değil miydi? Kadının görev almadığı bir toplum köleliğe hizmetteydi.
“Veronika bir kez daha yıldızlı gökyüzüne ve odayı tatlı ışıkla dolduran sevgili yeniaya baktı.”
Bitimsizlikle sonsuzluğun el ele yürüdüğü izlenimini yaşadı yeniden Yalnızca birine baksanız bile, örneğin sınırsız evrence ötekini, hiç bitmeyen, hiç geçmeyen, hep Şimdi olan Zaman’ın varlığını da seziyorsunuz; yaşamın tüm gizleri hep burada.”
Gizlilik, korkunun gayri meşru çocuğudur. Yalanlarla bir arada tutulan bir dünyada yaşamak zorunda olmadığımızı ısrarla söylemek cesaretini kim gösterecek?
Yarını düşlüyoruz ve yarın gelmiyor
Gerçekten istemediğimiz zaferler düşlüyoruz.
Yeni gün çoktan geldiği halde,
Yeni bir gün düşlüyoruz.
Yapılması gereken savaşlardan kaçıyoruz.
Çağrıları duyuyoruz, ama hiç önemsemiyoruz.
Gelecek planlardan ibaretken, geleceği umuyoruz.
Her gün kaçtığımız bilgeliği düşlüyoruz,
Kurtuluş elimizdeyken kurtarıcı bekliyoruz.
Ve hâlâ uyuyoruz.
Ve hâlâ uyuyoruz.
Ve hâlâ dua ediyoruz.
Ve hâlâ korkuyoruz.