Sonia neşeli bir tebessümle Raskolnikov’a baktı, ama elini uzatırken her zamanki gibi utangaçtı. Bazen, Raskolnikov’a reddedeceğinden korkarmış gibi ona elini hiç uzatmazdı. O da kızın elini her zaman isteksizce sıkar, onu görmekten hiç de memnun olmadığını her hareketiyle belli eder, bazen hiç konuşmazdı. Sonia, arada sırada onun karşısında titrer ve büyük bir acı içinde onun yanından uzaklaşırdı. Ama şimdi elleri birbirinden ayrılmıyordu. Raskolnikov, kıza baktı ve başını öne eğdi. Yalnızdılar. Onları gören yoktu. Onları yalnız bırakmak isteyen gardiyan uzaklaşmıştı. Nasıl olduğunu ikisi de anlayamadılar. Ama birden sanki bir şey Raskolnikov’u yakalayıp kızın ayaklarının dibine fırlattı. Ağlayarak kollarını Sonia’nın dizlerine doladı. İlk önce kız çok korktu ve bembeyaz oldu. Ama aynı anda her şeyi anladı ve sonsuz bir mutluluğun ışığı gözlerini doldurdu. Onu her şeyden fazla sevdiğini ve beklediği dakikanın geldiğini anlamıştı... Konuşmak istiyor ama beceremiyorlardı. Yaşlar gözlerini dolduruyordu. İkisi de solgundular ama bu solgun yüzler yeni bir geleceğin şafağında olmanın sevinciyle, hayatlarının teminatını bulmuş olmanın rahatlığıyla pırıldıyordu. Aşk onları tedavi ediyordu. Her birinin kalbi, öteki için sonsuz kaynaklarla doluydu. Sabırla beklemeye karar verdiler. Yedi yılları vardı.