FRIEDRICH NIETZSCHE-EĞİTİCİ OLARAK SCHOPENHAUER
Bir kitapçıya gireriz ve “o” kitapla karşılaşırız…
Nietzsche’nin akıl hocasıyla tanışmasının hikayesi de böyledir. Kitap içerik olarak ismine münhasır olmakla birlikte, hakikatin ve var olanların prensiplerini ele alan iki adamın buluşma hikayesi, olarak da ele alınabilir. Bu iki dehanın yolculuklarına, geliniz birlikte göz atalım!
“1865 Kasım’ında, Leipzig’e vardıktan kısa bir süre sonra bir gün Nietzsche öğrenciliğinin dar geçim imkanlarına rağmen ani bir güdünün etkisine girdi:
Rohn’un sahaf dükkanında bu kitaba rastladım, büyük bir özenle elime alıp sayfalarını çevirmeye başladım. Hangi iblis kulağıma fısıldadı bilmem: “Bu kitabı alıp evine götür.”
Zamanla Schopenhauer için derin keşiflerde bulunur. Onun perspektifinde “dahi” bir adamdır. Schopenhauer’ın eğitimli sınıflarla fazla haşır neşir olmayışı, devletten ve toplumdan bağımsız olması, sanıyorum ki Nietzsche’nin bakış açısını hallice etkilemiştir. Kitapta sıklıkla Goethe ismi üzerinde durur ve biçimlenen ifadeleri anlatmaya çalışır. Üzerinde durduğu en önemli konular: toplum, hükümet, din ve felsefenin şekillenmesinde baskıda bulunulan kanılardır. Şöyle ekler: ‘Tiranlığın hüküm sürdüğü her yerde, yalnız filozoflardan nefret edilmiştir; çünkü felsefe insanlara, hiçbir tiranlığın içeri giremeyeceği bir sığınağı, iç dünyanın mağarasını, gönlün labirentini açar.’
Schopenhauer’un annesinin, sahte ve kibirli olduğunu ekleyerek derin ithamlarda bulunur. Schopenhauer’u üstün bir kişilik ve yarı-tanrı hayaliyle resmeder. Zamanla ters düşecekleri kimin aklına gelir!?
Schopenhauer için her şeyin özü ‘istenç’ ve hayatın anlamının acı çekmek üzere olduğudur. Onun için irade reddedilmesi gereken bir kavram iken, Nietzsche bununla mücadele etmemiz gerektiğini söyler. Buradan