Toplumların ve bireyin aldığı eğitimin yanı sıra, şahsın birikim odaklı sunulan yolları tercih etmesini daha doğru bulmaya başladım. Bu düşüncem günden güne eğitim alamadığım ve sorduğum sorulara cevap bulamadığım “eğitimciler” sayesinde daha fazla zihnimi tırmaladı. İktisat eğitimi almaya başladıktan sonra, gördüğüm manzaranın şaşkınlığına uğramadan, büyük bir çukura itildiğimi tekrardan anladım. Öğrenmiyordum, koro halinde çıkan sesleri dinlemek zorunda kalıyordum!
“İktisat, kaderimizi gözü kapalı teslim edebileceğimiz bir bilim olarak tahayyül edilemez.”
Aynı zamanda dogmatik düşüncelerin egemen olduğu eğitim sistemlerinde, öğrencinin “körlük” yanılgısına düşerek, araştırma merakının durgunlaşması hali son derece olağandır. Kitap bu konuda bir manifesto niteliğinde! Ben öğrenci olarak “öğrencilik haklarımı” savunma niyetinde bulunurken, kitabın anlatmakta direndiği konu ise; teksesli iktisat korosu!
Fransa’da iktisat alanında yapılan yeni yaklaşımların önünün kesilmesi, bir grup araştırmacıyı bir araya getiriyor. Önsöz kısmında Çınla Akdere: “Türkiye’de iktisat eğitimine başlayan genç bir öğrencinin, genellikle eğitiminin üçüncü yılına kadar farklı iktisadi sorunların farklı yaklaşımlar getirebileceğini sezinleyebilmesi neredeyse olanaksızdır. Sıradan bir öğrenci, iktisat eğitimin en temel iki dersi kabul edilen mikro iktisat ve makro iktisat derslerinde edindiği bilgilerin hangi iktisatçı ya da iktisatçılar tarafından geliştirildiğini bilmez.”
Kitapta, araştırmacılar muhaliflerinden gelen bir dizi iddiaya yanıt vermek amaçlı karşı tezler oluşturuyorlar. İktisat bilimi yapmanın tek yolu olduğunu, sözel bir iktisat istendiğini söyleyen araştırmacılara, karşı tartışma ve düşünme biçimlerinden bahsediyorlar. İktisat biliminin çoğulcu olması gerektiğini, çeşitli