Evet, bahtiyar odur ki kevser-i Kur'aniden süzülen tatlı büyük bir havuzu kazanmak için bir buz parçasına nev'indi ki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.
“Bu çok tuhaf, ama hayatımda ilk kez yalnızlığımın bütün karanlıklarını, bütün ümitsizliğini anlattığım o anda, tam o anda yalnızlık uçtu gitti! Daha bana hiç dokunulmadığını söylediğim o an, dokunulmaya izin verdiğim ilk andı! Sanki içimdeki kocaman bir buz kütlesi birdenbire çatlamaya ve kırılmaya başladı; olağanüstü bir andı.”
“Ne paradoks, değil mi?” dedi Breuer.
“İnziva yalnız inzivada var olabiliyor. Paylaşıldığı an havaya karışıyor.”
Üç saat önce siperden yukarı doğru sendeleyerek ilerliyordu,
Kayarak ve dengesini kurarak, botlarıyla el yordamıyla yol bularak;
Bazen takılıyor ve sırılsıklam kireç torbalarına
Ellerini sürterek duvarlara doğru yalpalanıyordu.
Önünde yürüyen adamı göremiyordu;
Yalnızca, siper tahtaları üzerinde ilerleyen ayakların
Tambur ve tıkırtısını duyuyordu — çamurun ayak bileğine ulaştığı yerlerde
Sefilce sıçratıyordu suları sık sık.
Sesler homurdanıyordu, "Sağdan geçin, yol verin!"
Cephe hattından gelen adamların yanından sıkışarak geçerken:
Beyaz yüzler bakıyordu, kırmızı bir noktayı (sigarayı) üfleyerek;
Mumlar ve mangallar parıldıyordu sığınakların
Yarıklarından ve perde kanatlarından; sonra karanlık
Yuttu görme duyusunu; eğildi ve küfretti
Sarkan bir tel boynuna takıldığı için.
Bir fişek yükseldi; parıldayan beyazlık yayıldı
Ve yukarı doğru titredi, kıvrak fareleri
Ve yağmurla ağarmış, parıldayan kum torbası yığınlarını göstererek;
Sonra o yavaş, gümüşi an karanlıkta öldü.
Rüzgâr buz gibi esintilerle hızla geçip gidiyordu,
Köşeleri dövüyor, ince ve kasvetli bir sesle
Ötüyordu çatlaklardan; tüfek atışları
Gece boyunca yarılıyor, çatlıyor ve vınlıyordu,
Ve mermiler çiseleyen havada sakince süzülüyordu
Tepenin aşağısında boğuk bir gümlemeyele patlamak için.
Üç saat önce siperden yukarı doğru sendeleyerek ilerliyordu;
Şimdi o yolu bir daha asla yürüyemeyecek:
Geriye taşınmalı artık, sarsılan bir kütle olarak,