“Keşke aşık olabilseydim.” dedi, sesinde derin bi’ acıyla.
“Ama tutkuyu yitirmiş, arzuyu unutmuş gibiyim. Kendime fazla dönüğüm. Kendi kişiliğim benim için bir yük haline geldi. Kaçmak, uzaklara gitmek, unutmak istiyorum.”
"Şimdi artık benim için yalnız sen varsın dünyada, yalnızca sen, benimle ilgili hiçbir şey bilmeyen sen, bu arada hiçbir şeyden haberi olmayanı oynayan veya her şeyi ve herkesi alaya alan sen. Evet, yalnızca sen, beni asla tanımamış olan ve hep sevdiğim sen."
"saklan sevdiğim
kır çiçeklerinin ardına
papatyaların beyazına
gecemin ayazına
kırlangıç kanadına
serçelerin yüreğindeki kıpırtıya
martı çığlıklarına
saklan sevdiğim
herkes görmesin seni
bilmesinler, duymasınlar
onlar bakıp dururken göğün mavisine
dalgaların köpüklerine
ak kısrağın dalga dalga yelesine
nefes nefes dağ kokusu ol
ciğerlerime dol
kır çiçeği, bir papatya ol
bilmesinler, duymasınlar
saklan sevdiğim en gizli yerime
avuç içime dokunsun yüzün
usul usul dolsun sesin
seni işiteyim
parmak uçlarından
bedenime yayılan bir avuç kor ol
yak beni, yanışımı görsünler
bilmesinler, duymasınlar
gün değen saçlarından
balköpüğü gözlerinden
ışık ışık yayıl bedenime
sensiz naçardır, bilirsin
fersiz kaldığımı görsünler
“Kitaplarından başını kaldırmıyor, kimse ile ahbap olmuyordu. Kendi yaşında çocuklara mahsus olan neşelerden, hüzünlerden, hoppalıklardan onda eser yoktu, yaşlı başlı bir insan gibiydi. Kalbi bütün sevgilere, ümitlere kapanmıştı...”