Puan vermedi·376 syf.··
2026 155. kitabı
Resmen 325 sayfalık bir şiir okudum. Ahmet Hamdi Tanpınar Türk Edebiyatında kendisinden sonra gelen kuşağı roman anlamında en çok etkileyen yazarlardan birisi. Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanlarını okuyup, çok beğenmiştim. Ama en beğendiğim romanı sanırım bu oldu. Romanın önemli bir özelliği; müthiş betimlemeleri. Mekandan, müziğin havaya yayılışından, karakterlerin psikolojisinden, işgal altındaki İstanbul ve halkın nabzından, dönemin entelektüelinin ruh halinden, dönem İstanbul’unun sokak sokak cadde cadde görünümüne, havadaki bir renk kıpırtısına kadar şiirsel betimlemeler çok özeldi. Roman bir nehir gibi akıyor ve alt metinde özlemleri, söylenmemiş sözleri, yarım kalmış aşkları, halkın acılarını, doğu batı sorunsalını, kadının var olma çabasını, yüzyıllardır savaş içinde yaşamış ve acılar çekmiş toplumun toplumun değişim ve modernleşme sancılarını ve bir çok şeyi keskin bir gözlem gücü ile anlatıyor. Kesinlikle bizi çok iyi anlatan, doğu batı sorunlarını işleyen, bunu yaparken de özgün bakış açısını bambaşka üslup ile dile getirdiği bir eser yazmış Ahmet Hamdi Tanpınar.
Edebiyat
Sahnenin DışındakilerAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20243,529 okunma
Puan vermedi
“Bak Momo,” derdi, “ne oluyor, biliyor musun? Bazen insanın önünde upuzun bir cadde uzanır. Öyle uzun ki, insan sonu hiç gelmeyecek sanır.” Beppo bu kadarcık laftan sonra bile bir süre önüne bakarak susar, sonra devam ederdi: “O zaman acele etmeye başlarsın. Gittikçe daha çok acele edersin. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu görürsün. Daha hızlı ve daha gayretli çalışırsın; sonunda nefesin kesilir, gücün tükenir. Ve cadde hâlâ önünde upuzun durmaktadır.” Bir süre daha düşündükten sonra sözünü sürdürürdü: “İnsan hiçbir zaman bütün caddeyi birden düşünmemeli, anlıyor musun? Yalnızca bir sonraki adımı düşünmeli, bir sonraki nefesi, bir sonraki süpürge darbesini.” Sonra yine durup düşünürdü: “Bundan zevk alırsın işte. Bu önemlidir; o zaman görevini iyi yaparsın. Böyle olması gerekir.” Ve yine bir süre sustuktan sonra eklerdi: “Birden fark edersin ki, adım adım bütün caddeyi süpürmüşsün. Nasıl olduğunu anlamadan.” Başını sallayarak sözlerini tamamlardı: “İşte önemli olan budur.” Bu bölüm, insanın hayat karşısında bunalmamasını anlatıyor. Momo içindeki Beppo’nun söylediği şey aslında şu: Hayatta bazı hedefler, sorunlar ya da sorumluluklar gözümüzde çok büyür. Mesela: sınavlar, gelecek kaygısı, iş yükü, kilo verme süreci, uzun vadeli hedefler… Hepsine aynı anda bakınca insan yoruluyor ve “Bunu asla bitiremem” hissine kapılıyor. Beppo da bunu “upuzun cadde” ile anlatıyor. Verdiği mesaj şu: Bütün yolu düşünürsen korkarsın. Sadece bir sonraki adımı düşünürsen ilerlersin. Küçük küçük devam edersen, fark etmeden yol tamamlanır. Yani:
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,1bin okunma
Reklam
Yaşamı ne kadar hızlı yaşamalıyız?
10/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 02:15
Hayatımın belkide bir şey daha mı yapsam, şu yarım saati de şuna harcayım ki boş geçirmeyeyim, bu boş günümü de ziyan ettim neden para kazanmadım, neden çalışmadım yada neden kendime vakit ayırdım diye suçluluk duyduğum, aslında hiç de öyle bir şey yokken kendi kendimi yargıladığım bir dönemde karşıma çıktı bu kitap. Ve öyle ya, bir gün öncesinde kendi kendime böyle olmaz bir ek iş daha bul ve çalış diye kafamda deli sorularla uyuduktan sonra ertesi sabah işe giderken okuduğum bölüm, belkide bütün bu kitabın bendeki en güzel özeti diyebilirim. Birisi bana bu kitabı okudun mu diye sorsa, değil sadece okumak Duman adamlarla bile karşılaştığımı onların zaman tasarrufu adındaki bankalarında eskiden bir hesabım bile olduğunu söyleyebilirim. Beni akıllandıran ve kitapların o büyülü gücünü bir kere daha hatırlatan o sıtırlar: “ Bak Momo” derdi, “ ne oluyor, biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki, insan bunun sonu gelmez sanıyor.” Beppo bu kadarcık laftan sonra bile önüne bakarak bir sürü susar, sonra devam ederdi: “ O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilipte güçsüz kalıyorsun. Ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor.” Susup biraz daha düşündükten sonra sürdürdü konuşmasını: “ İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmammalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli, bir adım, sonra derin bir nefes, sonra bir süpürge. İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Öyle de olmalı.” Uzun bir süre yeniden konuşmaya başladı: “ bir de bakarsın ki, farkında bile olmadan bütün yolu bitirmişsin. Nasıl olduğunu anlamadan
MomoMichael Ende · Kabalcı Yayınevi · 201382,1bin okunma
Güzel Yazmış Etkiledi Çok
10/10
·524 syf.··
2026 11. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 10:52
Selamlar herkese bugün sizlere Masumiyet Müzesi anlatacağım. Zengin bir ailede doğmuş olan Kemal, evlilik arifesindeyken uzaktan bir akrabası olan Füsun'a aşık oluyor, başta evlilikle beraber Füsun'u da elinde tutabileceğini, bunun o dönem için yaygın bir davranış olduğunu düşünse de zamanla böyle olmayacağını anlıyor. Kemal ve Sibel'in Hilton Oteli'ndeki nişanına Füsun da katılıyor, nişanında bile Füsun biriyle dans ettiğinde Kemal kıskançlık krizine girip gidip Füsun ile dans ediyor. Kemal ve Füsun'un her gün buluştukları Merhamet Apartmanı var. Nişandan sonraki gün de orda buluşmak için sözleşiyorlar fakat Füsun gelmiyor. Kemal çok uzun bir süre Füsun'u bir daha göremiyor. Peşine düşüyor arıyor ediyor ama nafile, Füsun izini kaybettirmiş. Bu sırada Sibel ile de ayrılıyorlar. Kemal İstanbul'un tüm sokaklarını, caddelerini Füsun'u bulmak için dolaşıyor, fakat yine bulamıyor. Bu takıntısından kurtulmak için kendisini uzaklaştırmayı da deniyor, ona Füsun'u hatırlatan cadde ve sokakları bir süre kendisine yasaklıyor. Ama bu sevdadan kurtulamıyor. Derken bir gün Füsun arkadaşı aracılığıyla Kemal'e ulaşıp evinde yemeğe davet ediyor. Kemal yemeğe gidiyor, gördüğü manzara karşısında şaşkın. Füsun evlenmiş... Annesi, babası ve eşi Feridun ile beraber yaşıyor. Füsun'u Kemal o kadar çok takıntı yapmıştı ki kendisine, sadece Füsun'u görmek, aynı yerde bulunmak bile ona çok fazla mutluluk veriyordu. Kemal Füsun'a yaklaşmak için her yolu denemeye başlıyor. Füsun'un kocası film yapmak ve başrolde de Füsun'u oynatmak istiyor. Kemal de bu filme finansör olabileceğini söylüyor ama hikaye. Füsun'u kıskandıkları için ne Kemal ne de Feridun aslında Füsun'u filmde oynatmak istemiyorlar. Kemal bu bahaneler ile 8 9 sene Füsunların evine dadanıyor, haftada 4 5 gün gidiyor Füsunlara.
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 01:41
Evet kadın olmak zordur,coğrafyadan coğrafyaya daha farklı zorluklar gösterir bunu Ortadoğulu kurban Firdevs üzerinden ağır ve açık bir şekilde bize anlatıyor kitabımız ,yalan dünyanın bir kadını nasıl umutsuzluğa sürüklediğini bizim genelde kötü bildiğimiz düşmeye korktuğumuz cadde ve sokakların nasıl sığınılacak bir yere dönüşür,dönüşür ki o sıcak ve samimi başımızı altında sakladığımız ama içeride ne hikayelerin döndüğünü bilmediğimiz evlerin aldanışına kapıldığımız için böyle bildiğimizdendir yalan dünyanın fahişesi Firdevs’in erkeklerle olan imtihanı ve haklı olarak onu bu duruma getirmeye aracı olup gerçeklere ulaşmasıyla bana kalırsa da Firdevs’in de kendine atfedemediği suçluluklar olsa gerek ya da kendisinden bile kaçtığı gerçekler ,kötülüklerden aklanabilmek için yine bir kötü durumla temizlenmek veyahutta vicdan tatmin etmek olabilir belki de ben bir erkek olduğum için Firdevs’in gerçeğini görmek istemeyişimdendir tabi bu onun düşüncesine göre,genel olarak okunması gereken bir kitap özellikle erkeklerin okuması gereken bir kitap bazı hikayeler kırmızı başlıklı kızdan değil de kurttan dinlenmeli bu da öyle olan kitaplardan
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,1bin okunma
GÖZLERİNDEN BELLİDİR CEVRİYEM.
Puan vermedi
Osmanlı’nın son yıllarında gazetecilik mesleğine başlamıştır. Cumhuriyet döneminin önemli bir gazetecisidir. Necatigil’in istemi üzerine gönderdiği mektubunda, Avrupa’ya giden ilk kadın gazeteci olduğunu ve 1922’de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Paşa’yla, Alemdar gazetesi için ilk söyleşiyi kendisinin yaptığını söyler. Derviş çeşitli gazetelerde çalışırken, romanları da gazetelerde dizi olarak yayınlanır. İkdam gazetesinde, kadın sayfası hazırlayarak sayfa geleneğini başlatır. Suat Derviş, yabancı dil bilen gazeteci olarak, Boğazlar sorununun görüşüldüğü “Uluslararası Montrö Konferansı’nda” bulunur, 1923 yılında Lozan Konferansı’nı izler. Derviş, 1927 de ablasıyla birlikte Berlin’e gider. Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bölümü’nde eğitim alırken gazeteciliği de sürdürür. Yazıları, Almanya’da “Scherl, Mosse, Ullstein Querscnitt, Vossische Zeitung” gibi on beşe yakın dönemin en ciddi ve siyasal gazeteleri ve dergilerinde yayınlanır. Türkiye’de yazdığı kimi kitaplarını Almancaya çevirerek yayınlar. Hitlerin gelişiyle, yükselen faşizmi yerinde gözlemlemiş ve Marksist görüşünü pekiştirmiştir. Nazi yanlısı olmayan yayın kurumlarının kapatılması üzerine Türkiye’ye döner. Derviş, 1932 yılında mesleğini Türkiye’de sürdürür. Son Posta, Resimli Ay, Tan Gazetesi gibi sol görüşlü gazete ve dergilerde çalışır. Almanca, Fransızca, İngilizce çeviriler yapar. 1934-1938 yılları arasında 5 romanı gazetede dizi olarak yayınlanır. 1937’de Tan Gazetesi, Derviş’i SSCB’ye gönderir. Bu inceleme, 1944’te “Neden Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?” adıyla yayınlanır. Derviş, bu dönemde üst tabakanın çalkantılı yaşamını değil, adaletsizliğe, nazizme ve yükselen faşizme karşı yazılar yazar. Yayınlanan incelemenin ardından da “kızıl” damgası vurulur bu tarihten
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,635 okunma
Reklam
Reklam