Yoruldum… Bir serçenin cadde ortasında yağmura yakalandığı için uçup uçmamak arasındaki kararsız bekleyişi vardır ya, işte ölümü ya da yaşamı öyle bekledigimi hissediyorum.
Kapana kısılmış hissediyordu. Kasaba tarafından tutsak alınmıştı. Sonsuza dek oturup bebeklerden, aşçılardan, nakıştan, patates fiyatlarından ve kocasının ıspanağı ne şekilde yediğinden söz etmesi bekleniyor, hatta adeta kendisi de kendinden bunu bekliyordu.
Bir gün çıkıp gideceksin
Sonra arkandan yine bir ince yağmur yağacak
Cadde cadde, sokak sokak
Sayıklar gibi dolaşıp seni arayacağım
Beni bir köşe başında ağlıyor bulacaklar
Saklamak zor olacak, çaresiz kalacağım
Seni sevdiğimi anlayacaklar..
Kitabı okumaya ara verip pencereden dışarıya bakıyor.
Ikinci katın penceresinden, kalabalık caddeyi görebiliyor.
Cadde bu saatte bile hâlâ çok aydınlık ve gelip geçen insanlarla dolu. Gidecek bir yeri olan insanlar, gidecek bir yeri olmayan insanlar. Amacı olan insanlar, hiçbir amacı olmayan insanlar. Zamanı durdurmak isteyen insanlar, zamanı ileri almak isteyen insanlar.
"İman ederiz, fakat akıl bu yolda gidemez" diye hükmetmiştir. Hem bütün ulema-i İslâm: "Haşir, bir mes'ele-i nakliyedir, delili nakildir. Akıl ile ona gidilmez." diye müttefikan hükmettikleri halde, elbette o kadar derin ve manen pek yüksek bir yol; birdenbire bir cadde-i umumiye-i akliye hükmüne geçemez.
BİR EV
BİR CADDE
BİR BULUT
BİR YEŞİL ŞAPKALI ADAM ÇİZİYORUM.
Cadde'de Yeşil Şapkalı Adam bulutla aynı yöne doğru yürüyor. "İşte başını alıp giden adam bu" diyorum. - Derin uykulardan - paslı merdivenlerden - pencerelerden - kapı zillerinden KAÇAN ADAM BU ADAM.