II. Dünya Savaşı sonrası "Müttefikler" arasında ihtilaf se­bebi olan ve Soğuk Savaş'a giden süreçte önemli bir payı bulu­ nan konu İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın geleceği olmuş­ tur. Sovyet-Rus kaynaklarında Stalin'in, Çarlık Rusya'sının jeo-stratejisini sürdürerek SSCB'yi Karadeniz üzerinden Akdeniz' e bağlama ve böylelikle Türkiye üzerinde kontrol kur­ma amacıyla Türk Boğazları'nı ele geçirme planlan yaptığı açıkça belirtilmektedir. Boğazlar meselesinin istihbari yönünü de dö­ nemi inceleyen istihbarat tarihçilerinin çalışmalarında ve döneme tanıklık eden KGB'nin eski görevlilerinin hatıralarında görmek mümkündür. İstihbarat tarihçisi İ.G. Atamanenko "Şpionskiy Pas'yasns" (Casusluk Dirayeti) isimli kitabında 1945 yılında ABD'nin Japonya'ya atom bombası atmasını Kızıl Ordu'nun Tebriz üzerinden Türkiye'ye yöneldiği bir sırada gerçekleştiğini, zira Amerikalıların atom bombası kullanmasının asıl sebebinin Rusları, Türkiye'yi işgal etme planından vazgeçirmek olduğunu iddia etmektedir. Atamanenko, bu durum karşısında Stalin'in Parti Yönetimine, "İstanbul seferimiz değişiyor. Daha uygun bir zamana (erteleyelim). Türkler de, onların yerine kurban olan Japonlara dua etsinsler ... " diyerek Kızıl Ordu'nun Türkiye harekatına son vermesini buyurduğunu yazmaktadır.
Devrimden hemen sonra (1917) kurulan ilk Sovyet İstihbarat Teşkilatı'nın adı KGB değil, ÇEKA'dır. Bununla birlikte ÇEKA adı al­tında kurulan Sovyet Siyasi İstihbaratı'nın adı 1991 yılına kadar sıkça değişikliğe uğramış ve sırasıyla OGPU, NKVD, NKGB, MGB ve KGB adlarını almıştır. Bu çalışmada çoğunlukla, Soğuk Savaş döneminde küresel çapta bir marka haline gelen KGB isminin kullanılması tercih edilmiştir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Burasi sihirli bir yer," dedim. "Her sey isildiyor." "Bu şekilde düşünmeyi bırakmalısın," dedi Dr. Kerry sesini yükselterek. "Sadece belli bir isikta parlayan ahmak altını degilsin sen. Neye dönüşürsen dönüş, kendinden nasil birini çıkarırsan çıkar, bil ki sen hep oydun. O senin içinde daima vardi. Cambridge'de degil. Sende vardi. Altınsın sen. BYU'ya dönmek, hatta geldiğin o dağa dönmek, kim oldugunu degistirmez. Başkalarının seni nasil gördüğünü, hatta senin kendini nasil gördüğünü değiştirebilir -altin bile bazi ışıkta donuk görünür- ama asil o bir yanilsamadir. Her zaman da yanilsamaydi."
Hep mücadele,hep zorluk
Cambridge'de kadınlar yalnızca dersleri o hocanın izin vermesi durumunda takip edebiliyordu. Bu durumda dahi tahtayı görmelerini engelleyen bir perdenin ardında oturmak zorundaydılar ve üniversitedeki sınavlara da ancak özel izinle girebiliyorlardı.......Ne kadar nitelikli olursa olsun Cambridge'de bir kadının derece sahibi olması mümkün değildi.
Alıntılar biraz uzun cümlenin anlam bütünlüğü açısından gerekli
Kendimize güvenebilmemiz için illa ki başkalarından saygı görmek gerektiğini kabul etmek aklımızdaki soru işaretlerini temizlemiyor ne yazık ki: Saygının neden özellikle yüksek mevkideki insanlara layık görüldüğü sorusunu soruyoruz bu kez. Neden çoğumuz iflasın eşiğindeki insanlara sırtımızı dönüyoruz da kariyer vaat eden, güçlü ve iktidar sahibi insanlarla karşılaştığımızda dilimiz tutulacak kadar heyecanlanıYoruz? Küçüklere tepeden bakmak, büyükleri de saygıyla anmak dürtüsü nereden kaynaklanıyor? Bu soruların yanıtı, statü endişesinin ikinci nedeni olarak sayabileceğimiz bir olguda yatıyor. Bu olgu olmasaydı, zenginle fakir, güçlüyle güçsüz yine var olurdu. Ancak birtakım insanlara hiç sorgulamaksızın vıcık vıcık bir saygı gösterilirken diğerleri böylesine aşağılanmaz, horlanmazlardı. "Snop" sözcüğü" ilk olarak 1820'lerde İngiltere'de kullanılMaya başlandı. Söylenene göre o zamanlar Oxford ve Cambridge üniversitelerinde sıradan öğrencileri aristokrat öğrencilerden ayırabilmek için adlarının hemen yanına sine nobilitate (soylu olmayan) ya da kısaca s.nob diye not düşülürmüş. Sözcüğün kökeni bu s.nob kısaltmasına dayanıyor.
Alan Turing(1912-1954), modern bilgisayarın yaratılmasında rolü olan Cambridge'li seçkin bir matematikçiydi. İkinci Dünya Savaşı sıra­sında İngiltere'de Bletchley Parkta geliştirilen, ayrıntılı ve yoğun hesaplamalar yapan maki­nesi; Alman denizaltı komutanları tarafından kullanılan "Enigma" kodlarını kırmıştı. Mütte­fikler böylece mesajların içeriğini çözebilmiş ve Nazilerin planlarını öğrenebilmişlerdi.
Teknoloji