Puan vermedi·104 syf.··
2026 24. kitabı
Kitabın ilk yarısı olan Düğün’de Cezayir’in kavurucu güneşi, denizin tuzu ve yaşama sevincinin lirik coşkusuyla Akdeniz’in kalbine doğru aydınlık bir yolculuğa çıkarken; hemen ardından gelen Bir Alman Dosta Mektuplar ile İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığına ve faşizme karşı insanın onurunu koruma mücadelesine, o ağır felsefi direnişe tanık oluyorsunuz. Camus’nün, doğanın sonsuzluğu karşısında bu kısacık ömrümüze nasıl sıkı sıkıya tutunmamız gerektiğini anlattığı gençlik yıllarından, dünyanın anlamsızlığına teslim olan bir ideolojiye karşı insanlığı ve adaleti savunduğu olgunluk dönemine geçişini tek solukta okumak zihni gerçekten çok besliyor. Hem bedensel varoluşu kutlayan aydınlık bir felsefeye hem de en karanlık zamanlarda bile dimdik duran ahlaki bir manifestoya aynı anda şahit olmak istiyorsanız, kalemin gücünü iliklerinize kadar hissettirecek bu eşsiz esere kesinlikle şans vermelisiniz!
Düğün - Bir Alman Dosta MektuplarAlbert Camus · Can Yayınları · 2023686 okunma
9/10
·112 syf.··
2025 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 00:00
Edebiyat tarihinin açık ara en "gamsız", en "dünya yansa umrunda olmaz" başkarakterine sahip kitabıdır. Kitabın varoluşçu felsefesini tek bir cümleye sığdırmak gerekirse o da şudur: "Evrenin umurunda değiliz, e o zaman benim de evren umurumda değil; o halde hayde gidip bir kahve içelim." Kitap insanın kanını donduran bana da daha ilk satırlarından "bu ne gevşeklik bre ehli deve" dedirten o meşhur cümlesiyle başlar: "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." Normal bir insan böyle bir durumda ne yapar? Ağlar, yas tutar, taziyeleri kabul eder. Bizim Meursault ne yapıyor? Cenazede kahve içiyor, ertesi gün kız arkadaşı Marie ile denize girip, üstüne bir de komedi filmi izlemeye gidiyor. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov işlediği suçun ağırlığıyla vicdan azabından yataklara düşüp hummalar içinde kıvranırken, Meursault annesinin cenazesinde sadece "Güneş de ne yakıyor arkadaş" diye terlemeyi dert edinir. Gelelim o meşhur plaj sahnesine. Olaylar gelişir, kumsalda tekin olmayan bir karşılaşma yaşanır ve Meursault cebindeki tabancayla bir adamı vurur. Neden mi? Nefret ettiği için mi? Derin bir felsefi hesaplaşma veya kan davası yüzünden mi? Hayır. Ter damlası gözüne aktığı ve güneş gözünü aldığı için.Kitabın ikinci yarısı tam bir hukuk komedisidir. Meursault cinayetten yargılanmaktadır ama mahkemede kimsenin cinayeti falan konuştuğu yoktur. Savcı: "Sayın jüri, bu adam bir canavar! Neden mi? Adam vurduğu için değil, annesinin cenazesinde sütlü kahve içip ağlamadığı için!" Meursault'un iç sesi: "Acaba mahkeme ne zaman biter, öğle yemeğinde ne yesem... Marie de bugün ne güzel giyinmiş." Meursault, kendi idam davasında bile o kadar sıkılır ki, sanki zorlu bir final haftasında çok çalışıp tüm ezberini unutmuş bir öğrencinin boş sınav kağıdına bakması gibi (yaşayan bilir), kendi
İnceleme
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ayak uydurmamak cezasız kalmaz...
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:25
Spoiler içerir️️️ Albert Camus'tan ilk okuduğum kitap ve bu kitabı seçtiğim için de çok mutluyum. Kitabı okumadan önce yazarla ilgili bir araştırma yapmıştım. Bu kitap resmen yazarın bakış açısının tam bir özeti. Kitabın ilk bölümünde anlatılan olayın aslında kahramanı tam olarak anlatmak adına yazılmış bir örneklem olduğunu anlıyorsunuz. Toplumla keskin bir savaş halinde olan bir insanın topluma nasıl yabancılaştığı gözler önüne serilmiş. Aslında koku, sıcaklık, tat gibi bir çok duyusal dış etkene fevkalade hassas bir adamın, toplumun duygusal çağrışımlarına kulak asmayışını, sırf toplum istiyor diye ya da topluma ayak uydurmak adına olduğundan farklı görünmeyişini okumak insanın içinde ki asi ruhu ortaya çıkarsa da aykırı bir yaşamın toplum tarafından nasılda görmezden gelinemediğini çok güzel anlatıyor. Cinayetten yargılanan bir adamın, yargılanma sürecinde, işlediği cinayetten çok annesinin ölümüne duyarsızlığı yüzünden cevaplamak zorunda kaldığı sorular, felsefi açıdan toplum tarafından zaten idama mahkum edildiği ve bunun cinayetle alakasının olmadığı fikrine kapılmama neden oldu. Toplumun cinayet işleyen insanla evrene karşı kayıtsız olan insanı aynı kefeye koyduğu görüşü çok güzel işlenmiş kitapta. Yazar ile ilgili yaptığım araştırmada dikkatimi çeken başka bir konu ise "absürd" kavramıyla çok fazla ilgilendiğiydi. Kahramanımız da absürd kavramını mükemmel bir şekilde sembolize ediyor. Okuduktan sonra kafamda oluşan yek pare soru: Toplumun beklentilerini yerine getirmek daha kolay bir yaşam sunuyorsa tutsaklık özgürlükten daha mı çok mutlu eder insanı?
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Iskaladık hayatı
Puan vermedi·84 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 01:00
Onur Özkoparan Onur Özkoparan’ ın, “Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum,” isimli romanı Macit karakteri, ailesi ve mahalle arkadaşları üzerinden tutunamayan bir karakterin yaşamını mercek altına alıyor. Romanı okurken sık sık Hamlet’in o meşhur cümlesini işittim: “Ekonomi, Horatio, Ekonomi!” (Macit’in babası da ölü Danimarka kralı kadar tekinsiz.) Eser, Karnavalesk yapısı ve güvenilmez anlatıcısıyla renkli bir okuma deneyimi sunuyor. Macit’in çelişkili doğası ve kirli dili, sokaklarımızın zenginliğini ve yazarın gözlem gücünü ortaya koyuyor. Bu kadar kalabalık bir hikâyede isimleri akılda tutarken zorlansam da karakterlerin sıkışmışlıkları ve benzer dertleri buna takılmamı engelledi. Okurun yaşadığı kafa karışıklığının yazarın bilinçli seçimi olduğunu düşünüyorum. “Hayatım boyunca gerçekle rüyayı ayırt etmekte zorlandım” diyen Macit mi yoksa yazar mı diye düşündüm. Başıma sık gelen bir şey bu, rüyadan uyandığımda fiziksel bedenime alışmam uzun sürüyor. Rüyanın gerçekliği o kadar yoğun ki dünyanın varlığından ciddi anlamda şüpheye düşüyorum. Macit’in babası ve Hakkı Amca karakterleri aynı kişi mi olabilir mi karışıklığına düştüm mesela. Rüyada her şey mümkün çünkü. Sonra bu yaşlı adamların aslında toplumun ebeveyn temsilleri olduğuna karar verdim. Ve onları sembolik anlamda öldürmeden büyümek mümkün değil… Anne figürü üzerinden gösterilen evliliğe bağlı çaresizlik, her kadını toplumun beklentilerini sorgulamaya davet ediyor. Macit’in kadına bakışı hüzünlü. Sanata yaklaştığı, dikey hayata geçebildiği yer aslında ona şaşırarak baktığım yer. Konuşurken kirli bir dil kullanıyor ama öyle şiirler yazıyor ki “Ne çok küfretti” dediğim karaktere başka gözle bakmaya başlıyorum. Güvenilmez bir karaktere güvenme arzusu doluyor içime. “Leş gibi yalnızlık kokuyordum” kitabın en sevdiğim
Edebiyat & Roman
Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi DüşünüyorumOnur Özkoparan · Mahal Edebiyat · 202514 okunma
Ayaşlı ve hissedemediklerimiz;
Puan vermedi·248 syf.··
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:46
Kitabı henüz bitirmenin verdiği bir duygu karışıklığı ile yazıyorum. Bir Cumhuriyet dönemi eseri. Dili sade ve olay örgüsü geniş. Çarpık ilişkiler, gevşek aile yapısı, gelenek ve görenek çürümesi ve dönemin toplumunda kadının yeri anlatılıyor. Esendal o dönemi muhakkak büyük bir gerçeklikle yansıtmış. Fakat aklıma yatmayan şeyler var. Kitabın içinde gerçekleşen olaylar, karakterler o kadar hissettiremiyor ki sinirleniyorum. Yani karakterler hayatı yüzeysel yaşıyor ve evet; annelik, inanç, aile ve bunlar gibi değerleri anlamsız buluyor. Ama beni kızdıran şey, bu küçük insanların sıradan ve yüzeysel anlatılması değil. Hayatın gerçekten derin olan bir kısmını aktaramaması; duygunun okuyucuya geçmemesi. Romanın duygusal anlamda okuru etkileyememesi. Belki amaç budur ve belki yazar karşımda olsa, "Davranış üzerinden aktarım yapıyorum." diyecektir. Ama davranış duyguyla ortaya çıkar. Bağımsız değildir bence. Mesela kitabın içindeki hizmetçi bir kadına babacan bir tavırla yaklaşımı anlatılıyor; fakat o kadar hissettiremiyor ki anlamsız bir hikâye serpiştirilmiş gibi havada kalıyor cümleler. Aklıma Camus'nün Yabancı'sı geliyor.Biraz Batı etkisi ile yazılmış diyorum. Oblomov'u hatırlıyorum. O da çoğu şeyi anlamsız buluyordu; yaşadığı dönemin, kültürün köksüzlüğü içindeydi. Ama hissettiriyordu. Belki bu yüzden daha gerçek geliyordu.
Edebiyat
Ayaşlı ile KiracılarıMemduh Şevket Esendal · Kapra Yayınları · 20239,4bin okunma
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:48
Emil Cioran'ın "Çürümenin Kitabı" (Orijinal adıyla Précis de décomposition) zihinsel ve psikolojik olarak oldukça yoğun, sarsıcı ve acımasız gerçekleri yüzümüze vuran antinatalist bir kitaptır. Keskin bir nihilizm ve derin bir karamsarlık barındıran bu eserde Arthur Schopenhauer, Albert Camus, Friedrich Nietzsche gibi filozofların görüş ve bakışlarından yer yer fikirler ve atılgan cümleler göreceksiniz. Okunması inanılmaz derecede keskinlik, odaklanma ve düşüncesel metabolizma gerektiren bu eseri okumak halihazırda nöronlarınıza yapışmış kokuşmuş geleneksel ideolojilerin (dinler, siyasi söylemler, felsefi akımlar) yıkılmasına ağır bir ekseriyetle neden olacaktır. Cioran'a göre insanın en büyük trajedisi hayatta bir "anlam" olduğuna inanması ve bu uğurda bir köstebek misali sürekli ilerlemeye çalışmasıdır. Insanlar uğruna olecekleri putlar, dinler, ideolojiler yaratırlar. Fanatikligin anti maddesi olan şüphecilik ve eylemsizlik Cioran'ın en keskin silahıdır. Varoluşun bir hata olmasının, yaşamanın bir çürüme, sabah uyanıldığında ağızda acı bir tat bırakan doğmuş olmanın ve yaşamak zorunda olmanın ve insan olmanın ağır yeknesak cezasını çekmesinin bie trajedi olduğunu söyler Cioran. Schopenhauer' nasıl hiçligin o serin, vurdumduymaz sakın sessizligin içinde rahatlık ve huzur buluyorsa, Cioran da doğmanın, hiçliğin huzurundan koparılıp zamanın ve acının içine atıldığımızı düşünmektedir. Cioran bilinçli olmanın bir mucize değil tam tersine bir biyolojik yıkım olduğunu savunur. Düşünmenin zihinsel düzeyde bir sinapslar savaşı olduğunu, düşüncelerimizin bizi kuytu köşelerde yalnızlıkla bogusturan bir zincir olduğunu savunur. Zamanın insanı yavaş yavaş çürüten, asindiran, tuketen bir canavar; hakikatin tehlikeli bir yanılsama; eylemin, anlamsız bir varoluş sisinde
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma