Puan vermedi·303 syf.··
2026 258. kitabı
Albert Camus, edebiyat tarihinin ve varoluşçu felsefenin en sarsıcı başyapıtlarından biri olan bu eserinde; insanlığın çaresizlik, ölüm ve anlamsızlık karşısındaki o muazzam direnişini epik bir dille ölümsüzleştiriyor. Roman, Cezayir’in Oran kentinde aniden ortaya çıkan ve tüm şehri dış dünyaya kapatan korkunç bir veba salgınını ve bu salgının ortasında kalan insanların psikolojik, ahlaki ve varoluşsal dönüşümlerini konu alıyor. Camus, o alametifarikası olan sade ama hipnotize edici üslubuyla, şehri pençesine alan vebayı sadece biyolojik bir hastalık olarak değil; insanlığın kaçamayacağı o kaçınılmaz "saçma"yı (*absürd*), kötülüğü ve her an kapımızı çalabilecek olan felaketleri simgeleyen devasa bir alegori olarak kurguluyor. Salgının ilk günlerindeki inkar ve bencillik, yerini yavaş yavaş toplumsal bir dayanışmaya bırakırken; Dr. Rieux, Tarrou, gazeteci Rambert ve oda kâtibi Grand gibi karakterler üzerinden yazar, kötülüğe karşı boyun eğmeyen insani erdemi masaya yatırıyor. Karakterler, dünyanın anlamsızlığına ve ölümün acımasizlığına rağmen, sırf "insan olmanın gereği" olarak görevlerini yapmaya ve vebaya karşı savaşmaya devam ediyorlar. Kitap, ikinci Dünya Savaşı’nın ve Nazi işgalinin yarattığı o boğucu karanlığın da edebi bir yansıması olarak kabul edilir. Camus, dinin salgını bir ceza olarak gören dogmatik bakış açısıyla, bilimin ve insan sevgisinin pratik ahlakını karşı karşıya getirerek okuru derin bir vicdani sorgulamaya iter. *Veba*; felaketler karşısında umutsuzluğa kapılmak yerine, yaşama anlam katmanın yegane yolunun direniş, dürüstlük ve dayanışma olduğunu haykıran; her çağda ve her kriz anında insanlığın yüzleşmek zorunda kaldığı o karanlığı ve aydınlığı fısıldayan evrensel ve zamansız bir başucu klasiğidir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma
Aylak Adam ve yeraltı edebiyatı üzerine
Puan vermedi·192 syf.··
2026 22. kitabı
C. karakteri ile Dostoyevski’nin *Yeraltından Notlar*’daki isimsiz anlatıcısı arasında kurulan bağ, oldukça yaygın bir karşılaştırma.Her iki eser de "yeraltı insanı" veya "yabancılaşmış birey"i merkeze alsa da, onları farklı şekillerde işler. İşte bu iki eserin kesiştiği ve ayrıştığı noktalar mevcut.Her iki karakter de içinde yaşadıkları toplumun "sıradan", "doğal" ve "mekanik" işleyişine karşı derin bir tiksinti duyar. Toplumun genel kabul görmüş değerleri onlara sahte ve bayağı gelir. *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, "fazla bilincin bir hastalık olduğu" üzerine bir tez geliştirir. C. de benzer şekilde, sürekli analiz eden, gözlemleyen ve sorgulayan zihni yüzünden eylemsizliğe itilen bir karakterdir. İkisi de "hareket etmek" yerine "düşünmeyi" bir savunma mekanizması haline getirirler. İkisi de ait oldukları toplumun dış çeperinde yaşarlar. Bir nevi "gözlemci" konumundadırlar; sürekli başkalarını izlerler ama o hayatın içine tam olarak dahil olamazlar. Temel ayrımlar üzerine bir şeyler söylemek gerekirse: *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, dünyayla olan kavgasını daha saldırgan, hınç dolu ve çoğu zaman kendine zarar veren bir noktada tutar. C. ise daha pasif, melankolik ve bir arayış ("O"nu bulma arzusu) üzerine kurulu.Dostoyevski’nin kahramanı, insanın iradesini kanıtlamak için acı çekmeyi ve başkalarına acı vermeyi seçer. C. ise bu tiksintiyi daha çok bir "estetik mesafeye" dönüştürür; toplumun içinde fiziksel olarak bulunur ama ruhsal olarak kendini izole eder. *Yeraltından Notlar* çok daha monolog/savunma odaklı, yer yer öfkeli ve hitabet gücü yüksek bir metinken; *Aylak Adam* daha içe dönük, şiirsel ve modernist bir bilinç akışı ile kurgulanmıştır. Sonuç olarak*Aylak Adam*'ı, *Yeraltından Notlar*'ın Türkiye’deki modernist bir yansıması veya Türk
Alıntı
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·464 syf.··
2026 30. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:41
‘’çünkü nasıl olursa olsun sevgi, zamanla yorulur, kendinden bir şeyler kaybeder; hele sevmek isteği yoksa tamamen söner” çok hoşuma giden cümlesi ile… Mevlevi tekkesinin şeyhi olan Ahmed Nureddin’in iç dünyasını ve trajedisini konu alır. Ahmed Nureddin, dış dünyadan ve onun pisliğinden kaçıp tekkede huzur bulmuş, inancıyla kendine korunaklı bir kale inşa etmiş saygın bir derviştir. Ancak bu huzur, erkek kardeşi Harun’un haksız yere tutuklanıp idam edilmesiyle paramparça olur. Kardeşini kurtarmak için adalet arayışına giren derviş; devlet mekanizmasının soğukluğu, yolsuzluğu ve acımasızlığıyla yüzleşir. Kardeşinin ölümü sonrası içindeki intikam ateşi onu tekkeden çıkarıp güç ve iktidar mücadelesinin tam ortasına fırlatır. Roman, totaliter sistemlerin ve bürokrasinin bireyi nasıl ezdiğini mükemmel bir şekilde işliyor.Ahmed Nureddin, adalet ararken devletin adaletsizliğiyle; din adına hareket ederken dinin nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğüyle yüzleşir. En trajik olanı ise, dervişin daha sonra iktidarı ele geçirdiğinde, eleştirdiği o acımasız çarkın bir parçası (kadı) haline gelmesidir. Ahmed Nureddin, roman boyunca sürekli kendisiyle ve Tanrı’yla hesaplaşıyor.Kardeşinin ölümü, onun sarsılmaz sandığı inanç dünyasında devasa bir gedik açar. Roman bu yönüyle Dostoyevski romanlarını veya Albert Camus'nun varoluşçu felsefesini andırıyor..İnsanın mutlak yalnızlığı, hayatın anlamı ve ölümün kaçınılmazlığı dervişin iç sesinde yankılanıyor. "İnsan her zaman kaybeder, kaybetmek için yaşar."
Derviş ve ÖlümMeşa Selimoviç · Timaş Yayınları · 20242,189 okunma
8/10
·160 syf.··
2026 3. kitabı
Sisifos hikayesine daha varoluşçu bir yönden bakan ve beynimde yeni bir fikrin kilidini açan kitap.Her ne kadar varoluşçu bakış açısına tamamen katılmasam da bu bakış açısını belirli mitler üzerinde görmek dinlemek hoşuma gidiyor.Pdf üzerinde bir sürü yeri işaretledim bunlardan birini buraya sabitliyorum. "Les dieux avaient condamné Sisyphe â rouler sans cesse un rocher jusqu'au sommet d'une montagne d'où la pierre retombait par son propre poids.Ils avaient pensé avec quelque raison qu'il n'est pas de punition plus terrible que le travail inutile et sans espoir."
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202011,3bin okunma
8/10
·110 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 00:00
"Bugün annem öldü ya da dün bilmiyorum." Şu şekilde başlayan bir kitaptan ne beklersiniz. Yani çok hoştu kitabı okurken ana karakterimizin düşüncelerini gerçekten hissedip anladım. Eksik bir şey yok ama her zaman daha iyisi olur o yüzden 10 vermiyorum.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma
10/10
·99 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:24
Albert Camus, Düşüş romanında okuyucuyu Amsterdam’ın sisli ve tekinsiz bir barında, Jean-Baptiste Clamence adında eski bir avukatla karşı karşıya getirir. İlk bakışta monolog gibi görünen bu metin, aslında okurun ruhuna tutulmuş amansız bir aynadır. Camus, Clamence’in ağzından dökülen itiraflarla, bireyin iç dünyasındaki narsisistik yarılmayı ve bu yarılmayı besleyen modern toplumun sahte ahlak düzenini eleştirir. Jean-Baptiste, Paris’teki eski hayatında tam bir "ideal benlik" tasarımıdır. Yetimlerin savunucusu, yardımsever, kibar ve erdemli bir adamdır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, Clamence’in bu aşırı erdemli hali, derin bir narsisistik beslenme arzusundan başka bir şey değildir. O, başkalarına yardım ederken aslında sadece kendi üstünlüğünü ve kusursuzluğunu seyretmektedir. Onun erdemi, egosunu tatmin eden bir maskedir. Karakterin psikolojik kırılma noktası, Seine Nehri üzerindeki köprüde intihar eden kadına yardım etmeyip arkasını dönüp gitmesidir. Bu an, Jean-Baptiste’in zihnindeki "kusursuz benlik" imajının tuzla buz olduğu andır. Psikolojik olarak kendini temize çekemeyeceğini anlayan karakter, çözümü kendini alabildiğine suçlamakta bulur. Önce kendi suçunu ve ikiyüzlülüğünü itiraf eder, çünkü bilir ki kendini ilk suçlayan kişi, başkalarını yargılama gücünü ve üstünlüğünü yeniden ele geçirir. Bu, suçluluk duygusundan kaçmak için geliştirilmiş deha ürünü ama bir o kadar da hastalıklı bir ego savunmasıdır. Karakterin bireysel trajedisi, aslında modern toplumun yapısal bir yansımasıdır. Sosyolojik açıdan Düşüş, bireylerin birbirini gerçekten görmediği, ilişkilerin sadece vitrinlerden ibaret olduğu modern toplumunun bir eleştirisidir. Jean-Baptiste, barda durmadan konuşarak karşısındakini (yani okuru/toplumu) kendi suçuna ortak eder. Çünkü
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 201919,2bin okunma
Reklam
Reklam