Yine bir süre sonra , tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde yine aynı sebepten nefret edeceğini mırıldandı. Verecek cevabım olmadığı için susuyordum ki, o gülümseyerek kolumu tuttu ve benimle evlenmek istediğini ilan etti.
İnsan, ne ise o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu başkalarını ve kendi kendini yok etmeye mi götürür yalnız, her başkaldırı evrensel öldürmenin doğrulanmasıyla mı sona ermelidir, yoksa, tam tersine, olanaksız bir suçsuzluğu benimsemeye kalkmadan, usa uygun bir suçluluk ilkesi bulabilir mi sorun budur.
Akşam Marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğini sordu. Benim için fark etmediğini, eğer o istiyorsa evlenebileceğimizi söyledim. O zaman da onu sevip sevmediğimi sordu. Ben de yine daha önceki gibi cevapladım, bunun bir anlamı olmadığını ama elbette onu sevmediğimi söyledim. “Öyleyse neden evleneceksin benimle” dedi. Ben de onun bunun bir önemi olmadığını ama o arzu ediyorsa evlenebileceğimizi anlattım.
Hiçbir şeye inanılmıyorsa, hiçbir șeyin anlamı yoksa, hiçbir değere "evet" diyemiyorsak, her şey olanaklıdır, her şey önemsizdir. Ne evet kalır ne hayır, katil ne haklıdır, ne haksız. Kişi kendini cüzamlıların bakımına adayabileceği gibi, içinde insanlar yakılacak ateşleri de tutuşturabilir.
Onu sevip sevmediğimi sordu. Ona bunun manasız olduğunu söyledim, “ galiba hayır” diye ekledim. Mahsunlaştı. Ama öğle yemeğini hazırlarken hiç yoktan öylesine güldü ki onu öptüm.