Ah, sevdiğimiz kadınların bağlılıklarını, böyle elimizden her an, her an kayıp gittiğini görüp, bir şey yapmanın mümkün olmadığını anlamak işkencesi .. Hayır, soğuyan bir kalbi ne yapsak geri almanın imkansız olduğunu bilmek kadar kalbi harap eden başka bir üzüntü yoktur ... Bu öyle bir üzüntüdür ki hayatta başka bir benzeri yoktur ... Ölüme mahkum, yatağında belki can çekişerek kıvranan, değer verilen bir hastadan bile ümit kesilmez; halbuki uçan bir aşk, geri gelmez ... Tıpkı ölür gibi ... Evet, aşkın fecaati, işte ölümle böyle benzerliğinde ve temasındadır .
Günümüz düşünürlerinden Jean-Claude Beaune, yakın tarihli bir kitabında "artık hasta olamıyoruz" diye yazar. Eskiden hastalık gerçek zamanda yaşanır, beden şaşaalı bir dramın sergilendiği bir sahneye dönüşürdü. Hastanın ailesinin bir taraftan kaygıdan kıvranırken, bir taraftan hastanın iyileleceği umudundan güç alarak ayakta durduğu, günlerce süren bir ritüel başlardı.' Hastalığın en önemli epizotlardan biri olan, hastanın kaderinin tayin edildiği can alıcı "kriz" anı, Hippokratesçi literatürde en sevilen konulardandı. İşler yolunda giderse hastadan ter ve idrar boşalır, arkasından ateşi de düşünce kriz atlatılmış sayılırdı. "Hasta rahatlamış ve bitkin vaziyette uykuva dalar" derdi elkitapları.