Okurken arada içimin gittiği doğrudur...Bayılazaamm zannettim
Puan vermedi·376 syf.··
2026 43. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:50
İskender Pala yapmış yapacağını... Bizi 1577 yılının İstanbul’una, III. Murat dönemine götürürken aslında bugünün dünyasını, Ortadoğu’yu ve gözümüzün önünde dönen küresel tiyatroyu önümüze sermiş. Zaman değişiyor, mekan değişiyor ama insanın cehaleti ve kötülüğün ajandası hiç değişmiyor. Kitap, gökyüzünde beliren bir kuyruklu yıldızla vee onun getirdiği o tanıdık 'kıyamet geliyor" hissiyle başlıyor.Çünkü neden olmasın insanoglu sürekli kiyamet alameti bekliyoruz değil mi? Neyyse İşte tam bu noktada Pala, insanlığın en büyük zaafını, yani cehaleti masaya yatırıyor. Cehalet öyle bir bataklık ki, insanı her türlu hurafeye, her türlü manipülasyona açık hale getiriyor. Kitaptaki o sapkın, ezoterik "Azdahak" örgütü de tam olarak bu cehaletten besleniyor. İnsanları inançlarıyla, korkularıyla vuruyorlar.. Gelelim madalyonun diğer yüzüne ve kitabın asıl can alıcı alt metnine... Romandaki Azdahak örgütü, dünyayı kaosa sürükleyip güya "beklenen kurtarıcıyı" getirmek için kan döken, cinayet işleyen hamile kadın bebek kurban eden bir yapı. Bu size de bir yerlerden tanıdık geliyor mu?? İskender Pala, 16. yüzyılın dehlizlerinde dolaşırken aslında bugünün Siyonist ve Evanjelist zihniyetine muazzam bir ayna tutmuş. Dünyayı ateşe vererek, Ortadoğu'yu kan gölüne çevirerek kendi sapkın kıyamet teorilerini (Armageddon* gerçekleştirmeye çalışan o modern "Azdahak"ları ne kadar da güzel deşifre etmiş! Dün İstanbul'u karıştırmaya çalışan o gizli el, bugün dünyanın dört bir yanında aynı kanlı senaryoyu oynuyor.. Romanın polisiye tarafı, Karabarut ve Emanet’in o gizemli macera dolu takibi kitaba harika bir akıcılık katmış ama benim asıl takdir ettiğim şey yazarın cesareti ve zekası oldu. Tarihi sadece geçmişi anlatmak için değil, bugünün kör gözlerine parmak sokmak için kullanmış. Helal olsun
Azdahakİskender Pala · Kapı Yayınları · 20253,618 okunma
9/10
·368 syf.··
2026 18. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:46
Kaan Murat Yanık~ BUTİMAR “ Herkesin kalbinde bir kara delik vardır. Kaybetmekten korktuğun ne varsa oraya saklamalı. Dünyanın hengamesi, her şeyi savurup yok etse dahi , o kara deliğe koyduklarına zarar veremez. Yeter ki kalbin, içine bir şeyler sığacak kadar geniş ve dünyadan uzak olacak kadar derin olsun. Kalbin ne kadar geniş olursa, içinde saklayacağın şeyler de o kadar çok olur.” Yusuf ve Butimar’ın hikayesi diyeceğim ancak bu hikaye bence Behzad’ın da hikayesi.. Çok yakın arkadaş olan Yusuf ve Behzah Revan’da hocaları Ali Garbi ile birlikte yalnızca birbirlerini anladıkları ve dinledikleri bir hayat kurmuşlardır. Rus istilası altında olan Revan’da hayat çok zordur. Ancak rüyasında gördüğü Butimar’ı karşısında görünce ve bir de simya ilmine düşünce Yusuf’un hayatı en zorlu sınavlardan birini vermeye hazırlanmaktadır. Can dostu Behzad Yusuf’u asla bırakmaz ve hikayeleri böylelikle başlar. Yazardan okuduğum ilk kitap “Butimar”oldu. Ben hikayeyi çok beğendim. Ancak sonu biraz daha uzun olsaydı da keşke bazı şeyleri daha fazla öğrenebilseydik diye küçük bir istediğim de olmadı değil. “Puslu Kıtalar Atlası” hissiyatını da hafiften aldığım bir eser oldu ayrıca. Ve son olarak bence Behzad için ayrı bir kitap yazılmalı.Onun derin ve incelikli ruhuna bu yakışır kesinlikle. ALINTILAR •İnsanlar unutmak istediklerini kuyulara atarlar. •Dilinin altında yaşayan bir kelimeydim. Konuşsa yersiz yurtsuz kalacaktım. •Öyle bir karmaşa vardı ki ruhunda, sanki tanıdığı ya da tanımadığı herkes, içinden çıkamadığı meseleleri çözüm bulana kadar onun içine rehin bırakmıştı. •Senin varlığın sayesinde aslında yok olduğumu unutuyorum. Seni yaşamadan özledim. •Elleri para değil kitap kokan insanlar makbuldür. •Kitaplara öyle tutkulu bakıyorsunuz ki, ancak onları ilk kez görenler
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma
Reklam
Mizahın Arkasındaki Kadim Keder...
8/10
·144 syf.··
2026 225. kitabı
Rıfat Ilgaz’ın Şeker Kutusu öykü kitabını okumak, benim için edebiyatın o steril, fildişi kulelerinden inip doğrudan mahalle bakkalının, kahvehanedeki emeklinin, ekmek kavgasındaki işçinin, yani o bizim insanımızın sıcak ve dumanı tüten hayatına karışmak gibiydi. Ilgaz, o muzip ama arkasında devasa bir keder barındıran kalemiyle beni öyle içten bir dünyanın içine çekti ki, sayfaları çevirirken yüzümde buruk bir tebessüm, içimde ise o eski, dürüst günlere duyulan derin bir özlem kaldı. ​Bu kitap benim gözümde sadece mizahi hikâyelerden oluşan bir seçki değil; Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin, o yoklukla, bürokrasiyle ve geçim derdiyle boğuşan küçük insanın muazzam bir panoraması. Rıfat Ilgaz, o meşhur toplumsal gerçekçi damarını, ironinin ve mizahın o tatlı şerbetiyle öyle bir harmanlıyor ki, okurken hem ülkenin trajikomik hallerine kahkahalarla gülüyorsunuz hem de o yoksulluğun ortasındaki haysiyetli duruş karşısında boğazınız düğümleniyor. Kitaba adını veren o "şeker kutusu" gibi, hikâyelerin her biri dışarıdan tatlı ve cazip görünse de kapağını açtığınızda içinden hayatın o gerçek, sert ve bazen de mayhoş tatları çıkıyor. ​Yazarın o süssüz, yapaylıktan uzak ve halkın içinden süzülüp gelen dili beni en çok büyüleyen şey oldu. O, edebiyatı büyük laflar etmek için değil, sessizlerin sesi olmak için kullanıyor. Memurların evrak labirentlerinde kayboluşunu, esnafın ayakta kalma mücadelesini ve o küçük insanların devasa hayallerini anlatırken asla yukarıdan bir gözle bakmıyor; aksine, onlarla birlikte aynı çayı yudumluyor, aynı kadere omuz veriyor. ​Şeker Kutusu’nu bitirdiğimde, içimde hem o eski İstanbul’un, o eski mahalle kültürünün sıcaklığı hem de mizahın asıl görevinin "can yakmak değil, canı yananı ayağa kaldırmak" olduğuna dair sarsılmaz bir inanç kaldı. Bu kitap
İnsan ve Duygular
Şeker KutusuRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2017651 okunma
10/10
·540 syf.··
2026 10. kitabı
·
74 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
Zamanın ve mekânın sınırlarını aşan muazzam bir yolculuğun ardından, bu eşsiz siyer kitabının Mekke dönemini nihayet bitirdim.. geride ruhumda hiç sönmeyecek izler ve kalbimi sarsan asil bir hüzün bırakarak. Kitabın son sayfasını çevirip kapağını kapattığımda içimde derin bir kuyu açıldı sanki. Günlerdir Mekke’nin o kurşun gibi ağır, gergin sokaklarında Peygamberimizin ve ashabının hemen arkasından yürüyordum, şimdi kapağı kapatınca onları o çilenin ortasında bırakıp kendi konforlu dünyama kaçmışım gibi tuhaf, sızılı bir suçluluk kapladı içimi. Bitmesini hiç istemedim. İnsan ruhunu bu kadar temizleyen bir hüzünden neden uyanmak istesin ki? Bugüne kadar çok siyer okudum ama ilk defa bir yazar, tarihi bilgileri birer kronoloji olmaktan çıkarıp kalbi olan birer çile atlasına dönüştürmüş. Celalettin Vatandaş öyle muazzam, öyle dertli bir iş çıkarmış ki kelimelerin arkasındaki o hıçkırığı duyuyorsunuz. Boykot yıllarında çekilen o amansız açlık, Taif yollarından sızan o asil kırgınlık sadece sayfada kalmıyor gelip tam göğsünüzün ortasına oturuyor. Onlarla birlikte daraldım, onlarla birlikte doğruldum, onlarla birlikte gözyaşı döktüm. Abartısız söylüyorum, ömrümde okuduğum en hakiki, en can cana siyer bu oldu. Fakat bu yolculuk beni sadece ağlatmadı beni asıl kendi enkazımla yüzleştirdi, dertlendirdi. Sahabenin İslam’ı bir nefes gibi korumak için ödediği bedelleri okuduktan sonra başımı kaldırıp kendi hayatıma baktım. Modern dünyanın sunduğu o uyuşturucu konfora, dertsizliğime, ucuza yaşanmış Müslümanlığıma baktım ve içim utançla kavruldu. "Ben bugün bu davanın neresindeyim, hangi sancağı tutuyorum?" sorusu saplandı zihnime. Bu kitap benim içimde uyanan, sızlayan ve bir daha asla eskisi gibi uyuyamayacak bir muhasebenin başlangıcı yaptı. Yazarın derdi kalemiyle benim
Din
Hz. Muhammed'in Hayatı ve İslam Daveti 1Celaleddin Vatandaş · Pınar Yayınları · 2018530 okunma
10/10
·272 syf.··
2026 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:28
Bana neden daha önce kimse bu kitabı okumam gerektiğini söylemedi? Bu neydi öyle! Tüm kitabı ağzım bir karış açık okudum. Yazarın zihni o kadar kafa açıcı ki... Bayıldım, bayıldım! ​Hikayelerin hep iki tarafın bakış açısından anlatılması gerektiğini düşünürüm. Bu kitap da kesinlikle 2. bölümden itibaren bambaşka bir havaya büründü. Tek mekanda ve az karakterle geçen kitapları zaten çok seviyorum ama bu bambaşkaydı. ​Okurken "Ya bu erkekler cidden kapatılmalı" demekten kendimi alamadım. Bu kitabı okuyanlarla konuşmak için can atıyorum. Okuyun bu kitabı ya, gerçekten!
Edebiyat
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
10/10
·614 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 19:31
Anna Tsintsadze ~ Litih'in Gözyaşları 2 merhabalaar bugün okurken canımdan can giden bir kitapla geldim •Spoiler içermektedir. Bu kitapta, birinci kitaptaki merak ettiğimiz her şeyin perde arkasını öğreniyoruz hemde detaylı bir şekilde. Aklımızda soru işareti kalmıyor. İlk kitabı çok sevip bazı detayların özellikle anlatılmasını onları okumayı istiyordum ve bu kitapta o anları fazlasıyla okuduk. Sanırım seride favori kitabım bu kitap olacak Birinci kitapta Uygar'ı anlamıyordum, hatta pek sevmiyordum ama bu kitapta Uygar'ı anladım, Meira'dan nefret ettim. (Hala aklım yaptıklarını almıyor) Sürekli bu kadar şeyi nasıl yaptığını sorguladım. Örgütün başına geçmesi, oyun olarak atın üstüne binip insanları... Sonra Uygar onu buluyor ve düzeltiyor sanki? Özellikle son sayfalarda buna inanmak istiyorum çünkü çok değişti. Uygar'ı ise bu kitapta sevdim. Aynı zamanda birisinin aşkı takıntıya dönüşürse ne kadar ileri gidebileceğini, uğrunda neleri feda edebileceğini göz ardı edebileceğini gördüm. Meira bu son bölümlerde beni kendisine inandırmayı başardı ama hatta Mertle barışmaya bile çalıştı. Onların sahnelerini okumayı çok sevdiğimi farkettim. Serinin devamında onların daha çok sahnesini okumayı çok isterim Kitabın sonunda felaket bitti. Travma bıraktı resmen bende akıma geldikçe sonunu açıp okuyorum. O kadar yaraladı ki beni lütfen üçüncü kitap gelsin devamında neler olduğunu çok merak ediyorum
Lilith'in Gözyaşları IIAnna Tsintsadze · Lapis Kitap · 2025230 okunma
Reklam
Reklam