İNSANLIĞIN BİTMEYEN DİSTOPYASI
Savaş bir sonuca bağlandığında kazanan olmazdı. Geriye sadece ürkütücü bir sessizlik, yıkık dökük bir dünya, geniz yakan kokular kalırdı. Öfke dinmezdi. Savaşın tek getirisi yeni ve daha çok can alan savaşlar olurdu. Bitmek tükenmek bilmeyen hırslar ama çoktan bitip tükenen insanlıklar. Kimsenin kimseye acımadığı, geçen zamanın, gelişen ve değişen insan ırkının, medeniyetlerin, açılıp kapanan çağların, devrimlerin, hayalleri kurulan ütopyaların ama bir türlü ütopyalara ulaşmamıza izin vermeyen distopyaların yaşandığı, her geçen gün "kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz" sorusunun sorulduğu ancak yine de mürekkep yalayan toplumların insan kanına susadığı dünyamızda neden hâlâ kan emici vampirler, insan etiyle beslenen yamyamlar yokmuş gibi tüm bunları birer korkunç fantazya olarak görüyoruz, bilmiyorum. Peki sizce insanlık, kendi elleriyle kurduğu bu distopyadan bir gün kurtulabilecek mi?
1000Kitap
Yunus Bey
Ten fânidir, can ölmez; Gidenler geri gelmez. Ölür ise ten ölür, Canlar ölesi değil.
Alıntı
Reklam
Funda'dan...
​Seni bulmak için haritaya bakmadım; çünkü hiçbir koordinat, ruhun ruhu bulduğu o gizli geçitleri göstermezdi. Adresler, sadece sokakları ve binaları birbirine bağlar; kalpleri birbirine teyelleyen yollar ise haritaların çizemeyeceği kadar derinlerde, satır aralarında saklıdır. ​Zamanı ve mekânı bir yük gibi sırtımdan indirip bıraktığımda anladım: İnsan, aramaktan vazgeçtiği an bulurmuş asıl araması gerekeni. Gözlerim bir coğrafyanın sınırlarında değil, kelimelerin o uçsuz bucaksız evreninde geziniyordu. Bir cümlenin kıyısına vurduğunda içimdeki dalga, anladım ki orası benim durak noktamdı. Şehirlerin gürültüsünden, kalabalıkların uğultusundan kaçıp sığındığım o tenha sayfada karşılaştık. Ne bir pusula vardı elimde ne de önceden yürünmüş bir yolun izi. Sadece o tanıdık, o içsel çekim... ​Bir kedi sessizliğiyle sokuldun ömrüme. Mürekkebin izini sürerken, kaderin kendi elleriyle düştüğü bir derkenar gibiydin hayatımın en can alıcı sayfasında. İtirazsız, şerhsiz kabul edilmiş bir hakikat gibi... Bazen sayfalarca susup, tek bir noktanın ağırlığında anlaştık seninle. Zira biliriz ki; en ağır hükümler bile bazen en sessiz harflerle yazılır. ​Seni bulmak için hiçbir rotaya ihtiyacım yoktu. Çünkü sen, varılacak bir menzil değil; zaten hep yürüdüğüm o yolun ta kendisiymişsin.
Bu şehire, bu insanlara, bu yollara, seni bana imkansız kılan her şeye çokça küskünüm haberin olsun... 📜Can Yücel..🌹
Gülce
Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Güzelliğin zulme çaldığı sınır Uçurumun kenarındayım Hızır Ben fakir En hakir Bin taksir Ateşten Kalleşten Mızrakla gürzden Dabbetülarz'dan Deccal’dan, yedi düvelden Korku nedir bilmeyen ben Tir tir titriyorum Gülce’den Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan Nutkum tutuluyor, ürperiyorum Saniyeler gözlerimde birer can Her saniyede bir can veriyorum Ömer Lütfi Mete
Yaşamları boyunca göremedikleri saygıya, akıp giden zamanın yüzlerinde bıraktığı izler hatırına olsun kavuşabilmek için, bazı insanların, yaşlanmaya can attıklarını düşünüyorum kimi zaman. Profesyonel
Edebiyat
Reklam
Reklam