Hayat
dertlerle doluydu, acılarla, biri bitince öbürü gelen, öbürüne
alışırken bir yenisi bastıran ve yüzlerimizi birbirine benzeten
derin acılarla. Birdenbire de gelseler, bu acıların çoktan beri
yolda olduğunu biliyorduk biz, onlara kendimizi hazırlamıştık,
ama gene de dert, bir kabus gibi üzerimize çökünce bir
tür yalnızlığa kapılıyorduk; başka insanlarla paylaştığımızı
sandığımız zaman mutlu olacağımız umutsuz ve vazgeçilmez bir yalnızlık. Galip bir an kendi derdiyle perdedeki
kadının derdinin bir olduğunu hissetti; ya da dert yoktu da
ortak bir dünya vardı: Çok fazla bir şeyler beklenmeyen, ama
hiçbir zaman da küsülmeyen, anlamı ve anlamsızlığı sınırlı,
insanı alçakgönüllülüğe çağıran yerli yerinde bir dünya…
İnsan terk ederken bir sebep gösterir. Bunu söyler.
Karşısındakine cevap verme hakkı tanır. Öyle
durup dururken gidilmez. Yok çocukluk bu."
Marcel Proust