Mukarnasın Ardında
Mukarnaslı yapılar konuşmaz artık.
Sadece susar —
ve sustukça ağırlık çöker üstümüze.
Taş değil bu,
bir çağın dili tutulmuş.
Şehirler var
duvarları yok,
ama sınırları kanla çizilmiş.
Gizli değil artık;
unutulmuş.
Yürüyen ölüler geçiyor önümden,
ayaklarının nereye bastığını bilmeden.
Kendi mezar taşlarını taşıyorlar sırtlarında
adı silinmiş tabutlar gibi.
Ve ben soramıyorum:
Ben de mi onlardanım?
Tırpanlar bileniyor ama hasat için değil,
imanı kesmek için.
Çiftçi, artık çiftçi değil:
korkunun suretini toprağa işleyen biri.
Toprak,
susuyor çünkü lanetini içine gömmüş.
Ve ekin…
karardı.