Normalde hızlı kitap okurum ama bu kitap elimde uzadıkça uzadı incecik bir kitap olmasına rağmen.
Felâtun Bey ile Râkım Efendi, Tanzimat Dönemi’nin Batılılaşma tartışmalarını anlamak açısından kuşkusuz önemli bir eser. Ancak romanı yalnızca tarihsel bağlamından çıkarıp edebi bir metin olarak değerlendirdiğimde, okuma deneyiminin büyük ölçüde zorlayıcı ve tekdüze olduğunu söylemem gerekiyor.
Kitabın en büyük sorunu, aşırı didaktik olması. Ahmet Mithat Efendi, roman boyunca olayları ve karakterleri okurun yorumuna bırakmak yerine, sürekli araya girerek neyin doğru neyin yanlış olduğunu açıkça söylüyor. Bu müdahaleci anlatım, hikâyenin akıcılığını bozduğu gibi, okuru pasif bir dinleyici konumuna itiyor. Roman ilerledikçe kendimi bir kurmacanın içinde değil, uzun bir ders anlatımında hissettim.
Karakterler de bu didaktik yapının bir uzantısı olarak fazlasıyla tek boyutlu. Felâtun Bey tamamen olumsuz, Râkım Efendi ise neredeyse kusursuz çizilmiş. Bu kadar keskin bir karşıtlık, karakterleri insan olmaktan çıkarıp birer “ibret levhası”na dönüştürüyor. Özellikle Râkım Efendi’nin aşırı idealize edilmesi, onunla empati kurmayı zorlaştırıyor. Hata yapmayan, zorlanmayan ve her durumda doğruyu bilen bir karakter, edebi açıdan ilgi çekici olmaktan uzak kalıyor.
Romanın merkezindeki Batılılaşma meselesi ise beklediğimden çok daha yüzeysel ele alınmış. Karmaşık bir toplumsal dönüşüm, iki karakterin ahlaki tercihleri üzerinden basitleştirilerek anlatılıyor. Bu yaklaşım, dönemin sosyo-ekonomik ve kültürel çelişkilerini derinlemesine tartışmak yerine meseleyi bireysel “iyi–kötü” ayrımına indirgemiş.
Tüm bunlara rağmen kitabı tamamen değersiz görmek haksızlık olur. Felâtun Bey ile Râkım Efendi, Tanzimat aydınının zihniyetini, dönemin kaygılarını ve Batılılaşma algısını açık biçimde