Puan vermedi·380 syf.··
2026 46. kitabı
Kefaret ,genç İngiliz yazar Eliza Clark'ın yazdığı günümüz dünyasını,İnternet ortamındaki gençliğin halini anlatan bir suçluluk romanı. Romanı okurken aklıma hep Maraş'taki okul baskını geldi. İnternetteki suç platformları,forumları,podcastler, tumblr. .. gibi uygulamaların nasıl kötü kullanabileceğini göstermesi bakımından iyi bir kurmaca eserdi. O kadar iyi anlatılmıştı ki bazen olaylar gerçek olabilir mi acaba,diye googleda araştırma ihtiyacı duydum. Mevzu kısaca şöyle:Olay İngiltere'nin kuzeyinde yer alan kasvetli bir kıyı kasabası olan Crow-on-Sea'de geçer. 2016 yılında Joan (Joni) Wilson adındaki genç bir kız, bir grup okul arkadaşı tarafından işkence edilerek öldürülür. Olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra Alex adında bir gazeteci, bu korkunç cinayeti kitaplaştırmak için araştırmaya başlar. Alex; tanıklıkları, röportajları, eski günlükleri, blog parçalarını, kısa mesajları ve forumlardaki internet söylentilerini bir araya getirir. Okuyucu daha ilk sayfalardan katillerin Dolly, Angelica ve Violet adındaki genç kızlar olduğunu bilse de roman, bu çocukları cinayete sürükleyen dijital dünyayı, sosyal medya takıntılarını ve ebeveynlik ilişkilerini masaya yatırır. Romanın en iyi taraflarından biri farklı anlatım biçimlerinin kullanılması. Bu romanı daha dinamik hale getirmiş. Tıpkı gençlerin kendi aralarındaki mesajlaşmaları gibi.Podcast dökülmesi gibi. Kurgusal bir roman gerçeğe dönmüş gibiydi. Oysa romanda atıfta bulunulduğu gibi Truman Capote'nin meşhur Soğukkanlılıkla adlı eserinde gerçeğin kurmacaya dönmesi söz konusuydu bence. O romanı yıllar önce okumuştum. 1960'larda bir Amerikali ailenin katledilmesini ve sonrasında yakalanan iki katilin cezaevindeki durumunu,onları bu katliamı yapmaya iten nedenleri bir gazeteci titizliği ile araştırıp,katillerle
KefaretEliza Clark · Medusa Yayınları · 202544 okunma
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
“Gece Yarısı Treni”, olay örgüsünden çok atmosfer ve gözlem gücüyle öne çıkan bir metin. Capote, klasik bir hikâye anlatmak yerine okuyucuyu bir ruh hâlinin içine sokmayı tercih ediyor. Bu yüzden kitapta “ne oldu?” sorusundan çok “ne hissettirdi?” sorusu önem kazanıyor. Yazarın en güçlü yanı detayları kullanma biçimi. Bir bakış, bir sessizlik ya da trenin ritmi bile metinde anlam kazanıyor. Hikâyede büyük olaylar olmamasına rağmen okur sıkılmıyor; çünkü metin sürekli bir içsel hareket barındırıyor. Bu da eseri derin ama akıcı hale getiriyor. Ayrıca tren metaforu çok başarılı kullanılmış. Sürekli ilerleyen ama aynı zamanda kapalı bir alan olan tren, insan hayatının adeta küçük bir modeli gibi. Herkes bir yere gidiyor ama kimse tam olarak ne aradığını bilmiyor. Bu da hikâyeye hafif bir varoluşsal sorgulama katıyor. Dil sade ama etkili. Capote, ağır cümleler kurmadan güçlü bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Bu da kitabı hem kolay okunur hem de düşündürücü yapıyor. Artıları: Güçlü gözlem ve psikolojik derinlik Atmosfer kurma konusunda ustalık Kısa olmasına rağmen yoğun anlam Eksileri: Olay beklentisi olan okura sade gelebilir Daha çok his ve düşünce odaklı olduğu için herkesin tarzı olmayabilir
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026421 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mini dizi tadında bir roman
7/10
·384 syf.··
2026 67. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 20:07
Kitap arka kapağında da yazdığı gibi bir aileyi hırsızlık için öldüren 2 arkadaş katilinin cinayetten öncesini , olayı ve yakalandıktan sonra ki sürecini anlatıyor. Truman Capote inanılmaz detaylı mini dizi tadında bir kitap yazmış, amacı aslında en başta makale yazmakmış fakat sonradan romana çevirmiş. Kitapta asla bi detay atlamıyor , ne kadar önyargısız bir şekilde yazıya dökse bile katillere özellikle Perry’e sempati beslediğini düsündüm. Kitap genel olarak akıcı yer yer boğucu olsa bile okunuyor. Kitabın hikayesi ve katillerin çocukluğunda yaşadıkları şaşırtmıyor.
SoğukkanlılıklaTruman Capote · Siren Yayınları · 2025971 okunma
Puan vermedi·102 syf.··
2026 14. kitabı
Kendimi aldatılmış hissettim. Bir kitap, kendi gerçekliğinden bu kadar kopartılıp nasıl böylesine süslü bir Hollywood aldatmacasına dönüştürülebilir? Üstelik kitaptaki Holly Golightly, filmdeki Audrey Hepburn imajının aksine, tam da bu aldatılma duygusunu hissettirecek bir karakter. Daha sonra Soğukkanlılıkla ile edebiyat tarihinde bambaşka bir yere oturacak olan Truman Capote’nin —ki 2005 yapımı biyografik filmi Capote muazzamdır— 1958 tarihli Tiffany’de Kahvaltı kitabı, belleklerimizde çoğu zaman Audrey Hepburn’ün siyah elbisesi, vitrinin önünde içilen kahve ve romantik bir şehir anlatısı olarak kalmış olsa da, metnin kendisine dönünce çok daha sert ve çok daha gerçekçi bir hikayeyle karşılaşıyoruz. Filmin aksine kitapta Capote bir aşk hikayesi anlatmıyor; New York’ta kendine yeni bir isim, yeni bir yüz ve yeni bir hayat yaratmaya çalışan Holly Golightly’nin etrafında, insanlığın en eski yara izlerinden birine elini gezdiriyor; insan geçmişinden gerçekten kaçabilir mi, yoksa kaçış dediğimiz şey yalnızca geçmiş suretimizin daha şık giyinmiş hali midir? Kitabın meşhur Holly Golightly karakteri hakkında onlarca yazı, hatta akademik makale bulmak mümkün; ama Holly’yi sadece “özgür ruhlu kadın” kalıbına indirgeyemeyiz. Zira o, asıl adı Lulamae Barnes olan, taşradan ve erken yaşta içine düştüğü hayattan kaçıp New York’ta kendini baştan yaratmaya çalışan bir kadın. Fakat bu yeni bir Holly yaratama girişimi, özgürleşmeden çok, kırılgan bir kabul edilme çabası gibi duruyor. Holly erkeklerle yemeklere çıkıyor, partilerde dolaşıyor, zengin adamların ilgisini, hediyelerini ve parasını kendi hayatını sürdürmenin bir yolu olarak kullanıyor. Fakat bunu yaparken tam anlamıyla güçlü de değil, tam anlamıyla kurban da değil. Capote’nin karakterini ilginç kılan şey de aslında bu;
Tiffany'de KahvaltıTruman Capote · Siren Yayınları · 20262,140 okunma
10/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
Bazı kitaplar biter ama içindeki his uzun süre insanın içinde kalır ya… “Çimen Türküsü” benim için tam olarak öyle bir kitap oldu. Bu kitabı elime almamı sağlayan ilk şey dürüst olmak gerekirse ne yazarı ne de arka kapak yazısıydı… Önce ismi vurdu beni. “Çimen Türküsü”… Bu kadar zarif, bu kadar nahif bir isim insanın içinde daha kitabı açmadan bile bir his bırakıyor. Sonra da kapak tasarımı: O sakinlik, o doğallık, o sıcak tonlar… Kitap daha ilk anda kendi atmosferini kuruyor zaten. Truman Capote’un bu novellası bana yer yer “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ı, yer yer de “Şeker Portakalı”nı anımsattı. Özellikle anlatım biçimi, çocukluk ile büyüme arasındaki o kırılgan eşikte dolaşması ve olayların doğrudan ana karakterin gözlemci bakışıyla aktarılması bende benzer bir tat bıraktı. Aslında kitap bize bir hayatın tamamını değil, geçmişe dönüp bakılan kısa ama etkisi büyük bir dönemini gösteriyor. Bu yüzden hikâye bittiğinde bile karakterlerin yaşamının zihnimde ve yüreğimde devam ettiğini hissettim. Ben en çok kitabın sıcaklığını sevdim sanırım. İnsan ilişkilerine, yetişkinlerin dünyasına ve insanların birbirlerine karşı davranışlarına dair güçlü bir gözlem gücü var. Belki bazı okurlar bu bakışı biraz fazla masum ya da iyimser bulabilir ama ben tam da o içtenliği nedeniyle çok sevdim. Çünkü kitap, gerçekçi olmayı seçerken sertleşmek zorunda olmadığını hissettiriyor. Üstelik anlatım inanılmaz akıcı. Burada çevirmen Filiz Ofluoğlu’nun emeğini ayrıca anmak gerek. Bu yalnızca kelimeleri ya da cümleleri çevirmiş bir çeviri değil; Türkçede gerçekten yaşayan, doğal akan, yer yer yerelleştirilmiş çok başarılı bir metin ortaya çıkmış. Çeviri okurken insanı metinden koparmıyor, aksine içine daha çok çekiyor. Bu benim okuduğum ilk Truman Capote kitabıydı. Amerikan edebiyatının
Çimen TürküsüTruman Capote · Siren Yayınları · 2025331 okunma
Soğukkanlılıkla
9/10
·419 syf.··
2026 11. kitabı
Dostoyevski'nin ünlü Suç ve Ceza'sında Raskolnikov'un işlediği iki cinayet sonrası buhran ve bunalım içerisinde geçen yaşamı anlatılır. Capote'un gerçek bir olay olan bu romanında ise 4 masumu hunharca katleden Dick ve Perry'nin soğukkanlılıkla elleri dahi titremeden uyguladıkları vahşeti görüyoruz. Para bulmak umuduyla girdikleri bölgenin varlıklı çiftçisi Herb Clutter ve ailesini öldürüyorlar ve sadece 40 dolarla evden çıkıyorlar. Kusursuz gibi görünen cinayet ilk başta bir faili meçhul olarak kalıyor. Perry ve Dick iş bulmak için Amerika ve Meksika'yı geziyorlar. Dahasında beklenmedik bir itiraf ile oklar üzerlerine çevriliyor ve nihayetinde kaçınılmaz sonlarına kavuşurlar. Romanı bu denli etkileyici kılan şey, Capote'un kişileri bu denli ayrıntılı tahlil etmesi. Katillerin ve maktullerin ilişkileri ve geçmişi çok derin ele alınmış. Bir yanda çocukluğu acıyla, şiddetle, dayakla, sevgisizlikle geçmiş; toplum tarafından itilmiş, kakılmış, ötekileştirilmiş ve muhitin tesirinde özünü yakalayamış Perry'e acıyorsunuz ama diğer yanda hiçbir suçu olmadan katledilmiş bir aile duruyor. Capote bizden Perry ve Dick'i affetmemizi değil anlamamızı istiyor. Bir yandan çocuk ruhlu ve zor şartların barbarlaştırdığı Perry'e merhamet duymak istiyorsunuz, ama gencecik Nancy ve Kenyon sizi sarıveriyor. Elleri titremeden, soğukkanlılıkla cinayeti işleyen bir katil olduğunu hatırlıyorsunuz. Katillerin ailelerinin hüzünlü ve çaresizliği sizi savuruyor, zavallı ve hastalıklı Bonnie Clutter'ın yok yere öldüğünü bilmek intikam hırsı uyandırıyor. Okuyucuyu bu ikileme itmiş Capote. Ayrıca katillerin bu denli iyi bir profilinin çizilmesi de bizleri hem empati yapmaya, hem de onları anlamaya itiyor. Hem idam sehpasında sallanmalarını, hem de arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı ailelerine
Edebiyat
SoğukkanlılıklaTruman Capote · Sel Yayıncılık · 2004971 okunma