Amin Maalouf'un Goncourt odullu romani uzerine samimi bir yazi.
Ortadogu'da dogdun, burada yasiyorsun. Sana "cografya kaderdir" demislerdi. Ciddiye almamistin. Sonra bir kitap okudun ve o cumle oturdu tepene.
Amin Maalouf'un Tanios Kayasi'ni bitirdigimde aklimda kalan ilk sey bu oldu. 1830'larin Lubnan'i, Osmanli'nin son demleri, Mehmet Ali Pasa'nin Misir'dan oynadigi oyun, Ingilizlerin ve Fransizlarin Ortadogu satrancindaki hamleleri... Ve tum bunlarin ortasinda, saclari erken beyazlamis bir gencin hikayesi.
Tanios, bir Seyh'in himayesindeki kucuk bir koyde buyuyor. Annesi Lamia — guzelligi "carmih gibi" tasiyan bir kadin. Aslinda hikaye onunla basliyor. Yasak bir ask, gizli bir dogum ve seneler sonra ortaya cikan bir gercek. Tanios gayrimesru oldugunu ogrendiginde, kimlik dedigimiz o kirilgan seyin aslinda ne kadar disaridan dayatildigini goruyorsunuz.
Maalouf'un en buyuk marifeti su: Tarih dersi vermiyor. Sadece anlatiyor. Olaylari, insanlari, entrikalari o kadar dogal bir akisla sunuyor ki bir bakmissiniz 1830'larin Lubnan Dagi'nda dolasiyor, Tanios'la birlikte siz de o kahvenin onunde oturuyorsunuz.
Kitabi bitirdikten sonra kendinizi Maruniler kimmis, Druzler neyin nesiymis diye arastirirken buluyorsaniz sasirmayin. Bende oyle oldu.
KIMLER OKUMALI?
Amin Maalouf'la yeni tanisacaksaniz, cok tartisilir bir konu. Bazilari "Semerkant'tan basla" der, bazilari "Afrikali Leo'dan". Ben sahsen Tanios Kayasi'ni da listede ust siraya koyarim. Cunku:
- Kisa (247 sayfa, bir aksamuveri biter)
- Akici (ilk 50 sayfada tarihsel arkaplan biraz yogun gelebilir, pes etmeyin)
- Sarsici final (tahmin edemezsiniz, soyleyeyim)
- Dusundurucu (bitince "iyi ki okudum" dersiniz)
BIR DE ELESTIRI VAR
Her Maalouf romani ayni gucte degil. Bunu kabul edelim. Semerkant'in buyusu, Afrikali