‘Biz’i okurken ilk hissettiğin şey merak değil, sıkışmışlık olur. Her şey fazla düzenlidir; sayılar, kurallar, cam duvarlar… Okur olarak nefes almak istersin ama metin sana boşluk bırakmaz. Bu kasıtlıdır. Zamyatin seni rahat ettirmek için yazmaz; seni sistemin içine sokar.
İlerledikçe huzursuzluk artar. Çünkü anlatılan dünya tuhaf değil, fazlasıyla mantıklıdır. Aşk bile denetlenir, düşünce bile izinle olur. İşte tam burada ürperti başlar: Okurken “bu imkânsız” demezsin; “fazla tanıdık” dersin. ‘Biz’, korkuyu bağırarak değil, fısıldayarak kurar.
Kitabı bitirdiğinde büyük bir patlama hissi olmaz. Ama içinden şu geçer: “Özgürlük dediğim şey, bana gerçekten ait mi?” Cevabı da kitap vermez. Sadece o soruyu sende bırakır. Ve bu, ondan kurtulmayı zorlaştırır.
Konusu:
Camdan evlerde yaşayan, numaralarla anılan insanların dünyası. Her şey ölçülmüş, hesaplanmış, düzenlenmiştir. Aşk bile programlıdır. Anlatıcı bu düzene inanır; ta ki duygular devreye girene kadar. Roman ilerledikçe düzenin kusursuzluğu çatlamaya başlar. Zamyatin burada devrimi değil, itaatin içselleştirilmesini anlatır. Kitap tam da şu noktada durur: İnsan mutluluğu zorunlu kılarsanız, geriye ne kalır?
— Yevgeni Zamyatin