Abdul: I just sat there and watched them, and I didn't belong, I was crying, crying so hard I couldn't catch my breath, so I ran and kept on running. When I got home, me dad was here praying, I watched him Tariq, and it was right, to be here, to be a part of this place, to belong to something.
Bir yere ait olmak ya da o yere tamamen yabancı olmak...
İnsana aitlik duygusu neden güven bir yaşama amacı verir?
Kendimizi ait hissetmediğimiz yerde nasıl mutlu oluruz neden böyle bir arayış içindeyiz neden bir tanıdık yüz ararız ki geçtiğimiz yerlerde, yürüdüğümüz yollarda, neden bir benzerlik ortak nokta bulmak isteriz karşımızdakilerle?
Bedenimizin orada ama aklımızın mantığımızın orda olmadığı yerler var ya hani neden bu aniden insan zihini dolduran yabancılaşma duygusu?
Ya da şu hissiyat karşımızdakilerin bizi kabul edemediği eğreti görüldüğümüz ötekileştirildiğimiz ortamlar...
Bir din nasıl bir insanı kabul etmez
bir şehir nasıl insanı dışlar.
Bir şehir mi ,din bize huzur verir yoksa kabul gördüğümüz yer mi?
Bizim ruhumuzun ait olduğu din,yer kimin tercihi?