• Çayın tiryakisi olanlar???
  • Bir çay doldur, bir kitap seç ve dünyayı sessize al...
  • Bırak çıplak ayakların dokunsun toprağa. Çamuru hisset, dikenlerin acısını duy bedeninde. Çocuklar gibi koş. Kuşlarla dans et. Coşkusunu yaşa hayatın. Böceklerin senfonisini dinle ve bütün kainatın sesi yankılansın kulaklarında. Hayatı başka yerde bulacağını sanma. Senin olduğun her yer hayattır. Ölüm ise, senin olmadığın her yerdir.
  • 64 syf.
    ·1 günde·10/10
    'Ölüler'i bir kez daha okudum. İçim yine kederle dolup taştı. Ağlamak istemedim, aşinayım ne de olsa Gabriel'in hikâyesine, ama yok, son sayfalarda yine ağlıyordum usul usul, ağlıyordum ve gözlerimin gerisinde hareket ediyordu bütün hayallerim, aynen Gretta'nın Michael Furey'i hatırlaması gibi, ve aynen içinin acısıyla kendini bırakışı gibi, ben de uzanıp yatağıma, bırakmak istedim kendimi. Artık hep aynı şeyi anlattığımı düşünüyorum, ama ben hep aynı şeyim zaten. Boynumuza bağlı bu ilmekle, bir hayat çemberinde daireler çizerek, ve çekildikçe ipimiz, ilmeğimiz çekildikçe, her an daha da yaklaşırız nihayetimize, ve nihayetimiz bize defalarca anlatılmış olsa da, yine de coşkuyla, yoksa bazen bir alışkanlıktan mı, yaşamaya devam ederiz. Başka ne yapabiliriz ki?

    Kitabı rafa yerleştirdim ve diğer kitaplarıma baktım: neden aylardır Çehov okuyamıyorum? Arkadaşlarımın hediyeleri beni bekliyor, ama içim isteksiz, Bu loş ışıkta, Zeki Müren'in altmış sene önceki sesini dinleyerek uzandım yatağıma. Annem de ben de artık Dodi'nin ölümüne hazırlanıyoruz. Onu düşündüğümde hemen gözlerim doluyor. Aşinayım, elbette, ilk kez değil ölüm, benim hayatım da hepimizin hayatı gibi, nice ölüyle dolu. Yine de onu düşününce gözlerim daha hızlı doluyor, masum, mazlum varlığının kaderinden bihaber yaşamaya çabalaması ve inatla hayatı tırmalaması, rengi solmuş, bahtsız bedeninin cılızlığındaki çaresizlik hemen gözlerimi dolduruyor. Onu kucaklayıp kulağına seni herkesten çok seviyorum diyorum, arada sanki anlamış gibi gözlerime bakıyor, aşinayız, sen de beni seviyorsun, ama sonra kayboluyor o his, ve yabancılık çöküyor aramıza; ışık loş, oda sessiz, bir zeki müren, bir klavye sesi.

    Hayatım boyu, yani artık kırk altıncı yaşıma doğru yol alırken, düşününce, şöyle geriye bakıp, Gabriel'i her zaman en çok sevdiklerim arasında görmüşümdür nice edebiyat hatıram arasında. Zeze gibi, Âdli gibi, Gabriel de ölümle tecrübe ettikçe hayatının ne olduğunu, bu bilgiyle değişir ve hiç birşey eskisi gibi olmaz. Ölüm böyle bir bilgidir çünkü, bize sürekli bir gün biteceğimizi hatırlatır, bize gece uykularımızın neden uzun olduğunu düşündürür, zamandır en kıymetlimiz ama onu ne de cömertçe harcamaktayızdır, kimse biriktiremez, bir türlü tasarruf edilmez birşeydir zaman, ve hayat kayıp gider, bir bakarsın çocuksun, bir bakarsın gençsin ve bir bakarsın bu hayat dedikleri şey seni çoktan geride bırakmış, nice gencin neşesinde ve coşkusunda tanık olduğun şaşkınlık seni avutamaz, bir türlü anlamak istemezsin; ama aynada, yolda, iş yerinde, evde, arkadaşlarının yanında ve hatıralarında sen herşeyin farkındasın: herkes sana aynı şeyi söylüyor. Hatıralarında ne çok ölü var senin de, ne çok ölün var geride, her biri ne kıymetli, ve her biri her sabah fatihasında adını söylettirirken sana, aynen Gabriel'in içinin geçmesi gibi, her yerine kar yağarken İrlanda'nın, bütün yaşayanların ve bütün ölülerin üzerine, senin de yağmıyor mu, ve sen de nice insan gibi hatırlamıyor musun onları, hatırlarken güzel hatıralar ve güzelliklerle kendi geçmiş zamanını anmıyor musun? Gabriel için Gretta'nın hayatındaki bir ölünün hatırası yetmişti... benim hayatımdaki ölüler, ya da biz gölgeleri, hazırlananlar, hepimiz aynı yere işaret etmiyor muyuz; bu ömür bitecek, ve tutamayacak hiç birşey bizi. Babamdı ve bir heybetli adamdı, doğduğu gün toprağa verdik babamı; melek ya da melü jane ölüm orucuyla gideli on beş sene bitti, şengül'ü nisan sonu öldürdüler yirmi dört sene önce, ikisi de en sevdiğim arkadaşlarımdı ve onlarsız bir hayat düşünmemiştim hiç bir zaman; şengül hapisteyken melek'le kartal sahilinde çay ocaklarında oturup, inanılmaz ama, mavnalara bakarak, ışıltılı denizin güzel kokusunu çekip içimize ne güzel mektuplar yazmıştık ona. Ne güzel, mutlu, ümitli gençlerdik biz. Ne güzel insanlardık biz, ne güzel dostlardık hepimiz. Ömür sürdükçe hatıralar güzelleşiyor, ve hatıralarımız edebiyata dönüşüyor, kelimeler anıları oldukları gibi değil, zihnimizin temiz, pak hayalleriyle süsleyerek dile getiriyor ve o zaman biz, bu şefkatli anılarla daha çok seviyoruz onları ve daha çok özlüyoruz. Leylâ'yı gencecik yaşında toprağa verdiğimizde, narin bedenini, hangimizin aklındaydı onsuz yaşayacağımız? Oğuz, gencecikti, küçücüktü bir nehirin sarmaşıklarında can verdiğinde, o yeşil gözleri, temiz güzel yüzü hiç gitmedi gözlerimin önünden; mustafa'yı tezkeresinden iki hafta sonra uğurladık toprağa, gülen yüzü silinmedi zihnimden; selçuk bir sene dayanabildi kansere en fazla, ve bize en son ruhunun bedenini bırakmak istemediği ve ölmeye direndiğini söylemişlerdi; sefer'se daha bir sene olmadan, hâlâ ağlatıyor beni, çünkü kendini öldürdüğü yere gidip baktım, düştüğü yerdeki toprağı kazmışlar, kanlar belli olmasın diye toprağı çapalamışlardı, bunların hiç biri çıkmıyor zihnimden benim, hiç birisi bana unutturmuyor gerçeği. İrlanda'nın her yerine kar yağdığını söylüyor yazar hikâyenin son satırlarında, Gabriel öğrendiği hakikatle içi geçerek kendini bırakırken unutuşa, uykuya, kar yağarken bütün ölülerin ve yaşayanların üzerine, ben de, hepimiz gibi, kendi ölülerimle yaşıyorum işte, aynı karlar altında . Bana ne söylemek istiyorsunuz, ey ölüler? Söylemek istediğiniz herşeyi çok iyi biliyorum ben. Hiç birinizi unutmadım, hiç birinizi, ve hepinizi düşündüm yazarken anmasam da isimlerinizi, okudukça ve ağladıkça ağır ağır, zihnimdeydiniz hepiniz, ama şimdi kelimelere dönüştünüz her biriniz, edebiyattan bir örtüyle örttüm üzerinizi. Herkesin kendini avutacak birşeyleri, birileri vardır muhakkak; hepimiz bir yerlere sığınır, bir şekilde tutunuruz hayata; bu büyük devran dönüp duracak, bu kader dedikleri çekip çevirecek koca tekerini, ve her birimiz, teker teker, önce gölgelere dönüşeceğiz ve bırakıp gideceğimiz herşeyimizi; ister isteyerek, teslimiyetle ya da istemeden, acıyla; ve üzerimizi bir ümitle karlar, topraklar örtecek. Geriye bir müddet daha hatırlayan, bizi anan, unutmayan, zihinlerinde muhafaza eden insanlar; insanlar göçüp gitse de hiçbirimizi unutmayan edebiyat kalacak. Bu yüzden edebiyat hayattır, hayat edebiyattır demiyor muyuz, ısrarla, herbirimiz? Ve biraz da bu yüzden bu sitede, ısrarla, defaatle, yazmıyor muyuz bunca düşüncemizi, hislerimizi, ve dökmüyor muyuz sadece kendimize yazdığımız bir mektuptaki gibi bütün samimiyetimizle içimizi? Edebiyat bütün iyi insanlar için hayata, ölüme bir teselli, bir avunmadır. Bu teselliyle dayanmaya, tahammül etmeye gayret eder, mutluluk ve keder arası gelip gittikçe bir kar soğuğuyla titreyip hayatta kalmaya çalışırız. İşte bu yüzden, bütün yaşayan ve bütün ölülerimizle, bizler, iyi ki edebiyat var diyoruz. İyi ki edebiyat var.