Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına Bir güvercin uçurup kıtalar arasından Çağırdın beni
Geçerek birer birer sürgün kanyonlarını Derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına Yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı Yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı Yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana Koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
Adını söylemek istemiyorum
Her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
Her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım Zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
Adını söylemek istemiyorum
Rüveyda dediğim zaman Anla ki, senin için yürüyor kelimeler Çığlığımın atardamarlarından
Sobamı tutuşturdum çalı çırpıyla. Sonra bir iki tezek yerleştirdim alev almış çalı çırpının üstüne. Çaydanlığı doldurdum, sobanın üstüne koydum. Çok geçmeden kaynadı.
Çayımı demledim. Bir parça otlu peynir çıkardım, Bir parça yufka ekmeği kopardım. Sobanın üstünde
onu da ısıttım. Güneş şimdi tam odamın içindeydi.
"Şey... Mesela işten döndüğümde, etraf dağınıklıktan arınmış olsa iyi olurdu... göz zevkimi bozacak hiçbir şey odamda olmazdı, tıpkı otellerdeki süitler gibi. Pembe bir yatak örtüm, beyaz abajurlu bir lambam olurdu. Uyumadan önce duş alır, ardından hoş kokulu mumları yakar, klasik piyano ve keman dinletisi eşliğinde yoga yapar ve bitki çayımı yudumlardım. Müthiş bir ferahlık hissiyle uykuya dalardım."
Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
Bir güvercin uçurup kıtalar arasından
Çağırdın beni
Geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
Derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
Yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
Yıkıp yalnızlığa kurduğum sarayımı
Yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
Koşup geldim ; iliştir beni memnun bahtına
"Gerçekten ne istediğimi biliyor musun? Hepinizin canı cehenneme! Ben huzur istiyorum. Beni rahatsız etmemeleri için tüm dünyayı bir kuruşa hemen satarım. Bana, 'Çay mı içmek istersin yoksa dünyanın batmasını mı?' diye sorsalar, 'Dünya batsın, yeter ki ben her zaman çayımı içeyim,' derim."