1930'ların Büyük Buhran dönemine gittiğimizde; New Deal, Faşizm ve Nazizm’in aslında aynı küresel ekonomik krize ve liberal kapitalizmin çöküşüne verilen farklı cevaplar olduğunu görürüz. Bu üç sistem, devletin rolünü devasa ölçüde artırma konusunda birleşse de, ulaştıkları sonuçlar ve insani bedeller açısından taban tabana zıttı. Üç sistem de "bırakınız yapsınlar" (laissez-faire) ekonomisinin bittiğini kabul etti. Devlet; piyasaları düzenlemek, istihdam yaratmak ve üretimi yönlendirmek için ekonominin merkezine oturdu. İşsizliği azaltmak için devasa kamu harcamaları yapıldı. New Deal kapsamında barajlar (Tennessee Vadisi Projesi) ve köprüler inşa edilirken; Nazi Almanyası’nda otobanlar (Autobahn) yapıldı ve askeri sanayiye hız verildi. İtalya'da ise bataklıklar kurutularak tarım arazisine dönüştürüldü. Kriz anlarında kitleleri peşinden sürükleyen güçlü lider figürleri öne çıktı. ABD’de Roosevelt "Radyo Başı Sohbetleri" ile halka güven verirken, Mussolini ve Hitler bu kitle iletişim araçlarını totaliter birer propaganda silahına dönüştürdü. Bu hareketlerin ekonomik araçları benzer görünse de, nihai amaçları, siyasi yapıları ve ahlaki pusulaları tamamen farklıydı. New Deal, demokratik kurumları, çok partili sistemi, basın özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü koruyarak krizi çözmeyi amaçladı. Faşizm ve Nazizm ise demokrasiyi tamamen ortadan kaldırdı, tek parti diktatörlüğü kurdu ve muhalifleri şiddetle bastırdı. Faşizm, devleti her şeyin üstünde tutan aşırı bir milliyetçiliğe dayanıyordu ("Her şey devlet içinde, hiçbir şey devlet dışında değil"). Nazizm ise faşizmin bu anlayışını alıp biyolojik ırkçılık ve antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) üzerine inşa etti. New Deal'ın ise böyle totaliter veya ırksal bir ideolojik ajandası yoktu; amacı sosyal refahı ve kapitalist
Kitabımız on üç kısa öyküden oluşuyor. Bu öykülerin hepsi ayrı hikayeler ve kişiler fakat hepsinin ortak bir karakteri var.
O da bir ç𝘪ç𝘦𝘬ç𝘪..
#sanırsınprensesolmuşpembe isimli ilk öyküde;
On beşinde evlendirilen Pembe,
çocukluğunu oynayarak değil çalışarak geçirir. Sırtından teri eksik olmayan kadının evlenip kuma gittiği evde de kaderi değişmez..
#eldenele isimli öyküde;
Ana karakterimizin çalıştığı şirkette herkes bakım için manikürcü Ayşe’ye gitmektedir çünkü söylentilere göre manikürcü Ayşe şirket müdürünün akrabasıdır. Tüm şirket ona gittiği için de tazecik bilgilerin çıkış, paylaşma ve dağılma noktasıdır. Önemli birinin referansı olmak nasıl bir güç getirir..
#yalancıyenidünya isimli öyküde,
Modern çağın çocuğu Yeşer’in sevginin bile sanal olduğu yaşam yolculuğunu ve annesinin gerçeklik arayışını aktarıyor. Gelişen çağda hangi samimi ve sıcak duygularımız yok oluyor..
#yapayzeka isimli öyküde,
Bizi buyruğu altına alan sistem anlatılıyor.
#bekarlıkhakkımengellenemez isimli öyküde,
Bekar olan Şefika’nın aile ve toplum baskısı ile evliliğe zorlanması sonucu geldiği son nokta anlatılıyor.
#empatifalcıkafe isimli öyküde,
Mine, Felsefe bitirmesine karşın istediği yere gelemeyince yaşadığı hezeyanlar anlatılıyor.
#bozulmuşgebelik isimli öyküde,
Nermin’in karnındaki çocuğun babası bebeği bir hata olarak görmektedir. Nermin’in bebeğiyle vedalaşma hikayesi..
İnsan olmaya dair ne varsa hikayelerin beslenme kaynağı olmuş bir kitap. Özellikle de kadına dair unsurlar başı çekiyor. Satır aralarında memleketim meselelerine de şöyle bir kalem çalıyor. Benim gibi öykü aşığı olan tüm okurlara tavsiye ederim.
Müthiş bir giriş, temponun hep çok yukarıda olduğu bir kovalamaca ama fiyasko bir final.
Böyle bitmesine üzüldüm. Başı çok iyiydi sonu çok absürt.
Bu tarz kitaplarda final her zaman yavan kalıyor nedense. Ya beklenti çok büyüdüğünden tatmin edemiyor final ya da tüm o maceranın sonunda tek bir kişiyi ilgilendirir şekilde sonlanması, yani tek bir karakterin gözünden anlatılıp sonlandırılması bize çok küçük geliyor. Türkiye kısmı çok eleştirilmiş, hak veriyorum bazı yerleri fazla abartılmıştı ama cCc li olmadığım için pek de zoruma gitmedi açıkçası. :D
Uzun lafın kısası sonunun böyle bitmesi beni hayal kırıklığına uğrattı :/
Filmi de varmış onu da izleyeceğim
Kitabı kaybettiğim için yarım bırakıyorum:ccc O kadar akıcı ve gizemlerle dolu bir kitaptı ki daha ilk sayfalarda kitabın dünyasına çekilmemek olanaksızdı. Çok sevmiştim mutlaka bir şans vermelisiniz.
Küçükken okuduğumu hatırlıyor ama pek sarmadığını anımsıyordum. Çocuk aklıyla okudum ondan sarmamıştır diye düşünüp 24 yaşımda tekrar okumak istedim. Ve anladım ki ben epik sevmiyorum. Kurdun bakış açısından insan zalimliğini ve dünyayı okumak etkileyici. Yine de çocuk kitabı havasında geliyor. Gerçi ergenken repçi hidra çok bahsederdi bu beyaz diş eserinden. Çocuk kitabı demem haksızlık. Ama ben insan anlatımı seviyorum diyelim. Kurdun ağzından sarmadığına göre cCc ülkücülüğümüz tehlikede cCc